Yeni sorumuz: Orası güvenli mi?

Türkiye halleri

Depremin sorusu “Orada kimse var mı?” idi…
Şimdinin sorusu “Orası güvenli mi?” ve ardından “Gitmeyin, çıkmayın”.
Ancak “Bir arkadaşıma istihbarat gelmiş, kendisi bilmem kim…”, “O elçilik vatandaşını uyarmış”, “Oraya gitmeyin, buradan geçmeyin” konulu mesaj yağmuru da ayrı ruhsal bir terör.
‘İstihbarat şefleri’ arasında dizi karakteri de var, kuzenler de, yabancı şirket çalışanları ise gözde!
Hele de Taksim’de oturan, günde birkaç defa metro kullanan biriyseniz!
Göbeklitepe aşkına aylar önceden planlanan Urfa seyahatimden kime söz etsem “Oraları güvenli mi ki?” diyordu.
Ne bileceksem zaten neresi güvenli! http://wp.me/p79ANb-6v

URFA’DAYIZ; OH GÜVENDESİNİZ…

Üzerine bir de çok yakınında oturduğum Alman Konsolosluğu ‘tatil’ kararı aldı ya; telefonum susmuyor.
“İyi misiniz?!” mesajları yağıyor. “Ben Urfa’dayım” deyince insanlar “Ohh çok iyi, birkaç gün daha mı kalsanız” diyor.
Urfalılar telefon konuşmalarımıza şahit olup “Niye bu kadar gerginsiniz?” diyor; on
Urfa’da hava güzel; hanımlar Balıklıgöl kenarında yeşilliklerde…
Beyler açıkhavada kahvelerde, işlerinde…
Çocuklar İstanbul’da çocukluğumu hatırlatan bollukta sokaklarda, eve ekmek, fırına tepsi taşıyor ya da oyun peşinde…
Taklacısı, zillisi, paçalısı güvercinler gökyüzünde şov yapıyor, her köşe başında masada soğanlarıyla ciğerciler size sesleniyor, bir şey yediğin yerde üç şey ikram ediliyor, sokaklar Ankara ya da İstanbul’dakinden daha fazla huzur veriyor.
Neresi güvenli; bence bunu artık kimse bilmiyor.

urfa cocuk
Yılmaz Güney tişörtlü Fuat ile Ömer, Mekke Fırını’nın önünde… Fırının içinde ise 5-6 genç adam, sürekli bize “Gelin bir çayımızı için” diyorlar. “Sen Türk, ben Kürdüm savaşıyor muyuz? Nefret ediyorum politikadan” diyor lavaşları katlayan genç… Böyle…