‘Üç yaşındaki bir çocuğun tuğlalarla Empire State’i inşa etmesi gibi bir şey’

Dergi yazıları, İlginç bilgi, Şehir, Seyahat, Sosyal psikoloji, Sosyoloji, Türkiye halleri

Bunu söyleyen sıradan biri değil, bir bilim adamı, arkeolog. Ama son 20 yıldır Göbekli Tepe’nin hepimize yaptığı bu; şaşırtmak! Şanlıurfa’da bir tarla sürülürken bulunan taşın arkası geldi ve şimdi kültürel evrim tarihi yeniden yazılıyor. Göbekli Tepe’nin geçmişine ve bugününe baktık…

Stitched Panorama

Türkiye’nin metrekare olarak en büyük müzesi olan Şanlıurfa Müzesi’nin en geniş salonlarından birinde, görevli, “Bunlar alınma eserler diyor.”
“Ne demek o?” sorumuzun yanıtı “Bölge halkının getirdikleri.”
Çünkü nam-ı diğer ‘Peygamberler şehri’ Şanlıurfa’nın tarihi, baktıkça, öğrendikçe daha da eskiye gidiyor ve toprak, katman katman farklı medeniyetlerin, onlardan kalanların izlerini taşıyor…
Anlatılan hikâyelerden birine göre o ‘Göbekli Tepe’nin o dönemki toprak sahibi Mahmut Kılıç da, yine bölgeden biri ve bir gün farklı, oymalı bir taş buluyor.
Güç bela o taşı müzeye götürüyor, bir değeri var mı, önemli mi öğrenmek istiyor.
Bir bakışta çok da önemli görünmüyor görevlilere… Ama bu da ağırlığıyla taş; geri götürmek zor geliyor getirene, bırakıyor orada.
Ve taşın, bölgede başka kazılar da yapan Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt ile buluşmasıyla ‘bildiğimiz tarih’ değişiyor!
Türkiye’deki bir keşif, tüm dünyanın kültürel evrim tarihini yeniden yazıyor.

gobekli tepe kolaj
Şanlıurfa Müzesi’nin en değerli eserlerinden biri olan Urfa Heykeli, 11 bin yıl öncesinde de insanların, ‘insan heykeli’ni de çok güzel yapabildiğini kanıtlıyor. Kireçtaşından yapılan ve tarihin en iyi korunmuş doğal büyüklükteki insan heykeli (1.80 boyunda) gözleriyle bize derin derin bakıyor.

KİM, NEDEN, NASIL?

Nasıl oluyorsa, hâlâ bilmeyen çıkabiliyor; notumuzu düşelim, Göbekli Tepe, dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğu; tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı…
Tarihi 12 bin yıl önceye kadar gidiyor.
O bulunana kadar ‘bir ilk sayılan’ Stoneage’den 7 bin, Piramitler’den 7 bin 500 yıl daha eski.
İnsanlık henüz Taş Devri’ni yaşarken inşaa edilmiş olması şaşırtıyor.
Buz Devri’nin sona erdiği, insanın çömlek, yazı ve tekerlekle henüz tanışmadığı zamanlar…
Zaten bugünden bakınca insan en çok buna şaşırıyor. Hadi bizim şaşırmamız normal de, dünyanın dört bir yanındaki tarihçiler, arkeologlar, sosyologlar şaşırıyor: Bu nasıl olur?
Göbeklitepe’yi kimler, niçin ve nasıl inşaa ettiler?
Ve sonra onu niye gömdüler?
National Geographic için bölgede etkileyici bir belgesel hazırlayan arkeolog Dr. Jeffrey J. Rose, gördükleri karşısındaki şaşkınlığını “3 yaşındaki bir çocuğun oyuncak tuğlalarla Empire State’i inşa etmesi gibi bir şey” sözleriyle ifade ediyor.

90 BİN METREKARE…

Göbekli Tepe, Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında… Yaklaşık 300 metre çapında, 15 metre yüksekliğinde, 90 bin metre karelik bir alan. Yani 20 küsur futbol sahası büyüklüğünde bir bölgeden bahsediyoruz.
Prof. Dr. Schmidt, yer altı radarı kullanıyor. Radar bölgede birbirine benzer 23 yapı ortaya çıkarıyor; şimdiye kadarsa bunlardan sadece 7’si ortaya çıkarıldı. Ve daha hiç kazılmayan bir bölümde Buz Devri’ne kadar giden yapılar da var!

Göbekli Tepe’nin koruma amaçlı üzerinin kapatılmış, eserlerin arasına girilemeyen hali, ilk baştaki etkileyici halini aratıyor. Yine de yakın çevrede yapılan minik bir gezi, doğa ve çevrede hala var olan taşlar çok etkileyici. Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR

SEMBOLLER, KABARTMALAR

Göbekli Tepe’deki yapıların ortak özelliği, yuvarlak bir planda dizilmiş, araları taşla doldurulmuş T biçimindeki 10 – 12 dikilitaştan oluşması. Ve bütün bu yuvarlak dizilimin merkezine de daha yüksek boyda karşılıklı iki dikilitaş yerleştirilmiş.
Önce yapı, özellikle de kuşbakışı bir görüşle şaşırtıyor. Sonra içinden bakınca dev dikilitaşlar etkiliyor. Ve desenler… O dikilitaşların üzerinde, 12 bin yıl önce yapılmış olması bir kez daha şaşırtan semboller, kabartmalar, hikâyeler var.

gobekli tepe kolaj 1

‘İLK SEMBOLİZE EDİLMİŞ TANRILAR’

Desenler, mağarada duvarlarında avcılığı temsil eden ya da günlük rutini imgeleyen resimlerden çok farklı. Hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş. Turna, akrep, tilki, yılan, yaban domuzu, aslan, boğa ve yaban ördeği figürleri… Bir de o dönemde artık yok ama dinazor benzeri bir figür var. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolleri… Ve yine uzmanlara göre ‘daha dün yapılmış’ gibi duran bu kabartmalar aynı zamanda önemli birer sanat eseri.
Ortada yer alan ve en görkemli örneği 5.5 metre uzunluğunda ve 16 ton ağırlığında olan T biçimindeki iki taşa dikkatli bakıldığında. Kolları, bir tür kemer tokası ve elleri var! Ellerini önlerinde buluşturmuş bir yere doğru bakıyorlar. Prof. Dr. Schmidt’e göre bunlar birer ‘sembolik insan, birer muhafız ve hatta “Belki de insan tarihinde sembolize edilmiş ilk tanrılar”.

Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR
Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR

HER ŞEY BİRDEN BİRE

Önce “Acaba o dönem insanı, insan heykellerine yüz çizmeyi bilmiyor muydu?” diye de düşünülüyor, hem de Göbekli Tepe’deki bazı hayvan figürlerinin baya dişli, gözlü, ifade sahibi olmasına rağmen. Ama şu anda Şanlıurfa Müzesi’nin en değerli eserlerinden biri olan Urfa Heykeli, 11 bin yıl öncesinde de insanların, ‘insan heykeli’ni de çok güzel yapabildiğini kanıtlıyor. Kireçtaşından yapılan ve tarihin en iyi korunmuş doğal büyüklükteki insan heykeli (1.80 boyunda) gözleriyle bize derin derin bakıyor. Bu arada bu heykel de bir inşaata temel atılırken bulunmuş, tıpkı şimdi Şanlıurfa Mozaik Müzesi’ne dönüşen alanın, bir ‘Tema Park’ inşaatı için kazı başlatıldığında bulunması gibi… Temel kazılırken ortaya bir mozaik yüz çıkıyor ve altında mozaiklerle donatılmış bir saray. Ve bugün orada bulunan Haleplibahçe Amazonlar mozaiği için ‘dünyanın en kıymetli mozaiği’ bile deniyor. Fırat Nehri’nin 4 mm2 boyutlu orijinal taşlarından yapılmış ve dört Amazon kraliçesinin Helence isimleriyle aynı panoda betimlendiği tek örnek.

AVCI-TOPLAYICILARA İADEİ İTİBAR!

Göbekli Tepe’ye dönersek; onun bulunuşuna kadar bilim dünyası avcı-toplayıcı toplulukları çok basit standartlarla tanımladı. Sadece günü kurtarabilecek besin sağlamak için yaşadıkları düşünüldü. 1995’te başlayan Göbekli Tepe kazılarına kadar pek çok şey ‘tarım devrimi’ne bağlandı. Topluluklara bol besin kaynağı ve zaman sağlayan tarım sayesinde anıtsal bir mimari, zengin bir sembolik anlatım geliştirilebildiği öne sürüldü. Oysa Göbekli Tepe, kalabalık grupları bir araya getirmedeki organizasyon gelişkinliğini, düşünsel becerileri, bir çeşit sanat anlayışı ve arayışının da varlığını ortaya koydu.

National Geographic modellemeleriyle birebir canlandırmanın yapıldığı Şanlıurfa Müzesi’nde çalışma sistemleri, o günün alet ve yöntemleri de gayet iyi anlatılıyor. Bir tek o günün insanlarının müzedeki gibi ‘giyinik’ olduğunu hiç sanmıyorum! Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR
National Geographic modellemeleriyle birebir canlandırmanın yapıldığı Şanlıurfa Müzesi’nde çalışma sistemleri, o günün alet ve yöntemleri de gayet iyi anlatılıyor. Bir tek o günün insanlarının müzedeki gibi ‘giyinik’ olduğunu hiç sanmıyorum! Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR

TEKERLEK BİLE YOKKEN

Tekerlek yok, yük hayvanları ehlileşmemiş, kilden çömlek bile yapılmıyor. Ama ustalık, mühendislik ve jeoloji bir jeoloji bilgisi var! Muazzam bir iş gücü ve ekip çalışması var. Hepsi çok şaşırtıcı. T şeklindeki dev taşlar, o dönemin ‘aletleriyle’ yani ucu sivriltilmiş taşlar ve tahmin edibeliceğiniz gibi büyük bir emekle ‘yerdeyken’ yatay halde hazırlanıyor. Tonlarca ağırlık büyük organizasyon ve en az 50 kişiyle kaldırılıyor. Göbekli Tepe’ye gidiş ise ‘taş uzmanı’ David Chapman’a göre “Karada kürek çekmeye benziyor.” Dev taşları odunlar üzerine yerleştirip kaydırarak tepeye taşıyorlar. Sonra da 10 santim derinliğindeki yuvalara yerleştiriliyor dev taşlar. Bugün National Geographic modellemeleriyle birebir canlandırmanın yapıldığı Şanlıurfa Müzesi’nde çalışma sistemleri, o günün alet ve yöntemleri de gayet iyi anlatılıyor. Bir tek o günün insanlarının müzedeki gibi ‘giyinik’ olduğunu hiç sanmıyorum! O kusur da olsun varsın!

Göbeklitepe için ‘erkek’ deniyor. Çünkü tüm figürler ‘erkek’, bulunan tek kadın çizimi doğum yapan bu kadın. Ama yine de Picasso da hep kadın çizmişti ama erkekti! Tersi de olabilir mi; belki…
Göbeklitepe için ‘erkek’ deniyor. Çünkü tüm figürler ‘erkek’, bulunan tek kadın çizimi doğum yapan bu kadın. Ama yine de Picasso da hep kadın çizmişti ama erkekti! Tersi de olabilir mi; belki…

EN AZ 500 KİŞİ

Kazı başkanı Schmidt ve ekibi, tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları kayalardan kesip çıkarmak, işlemek, el arabaları ve yük hayvanları olmadan yarım ila 2 kilometre arasındaki mesafeleri, engebeli yolları kat ederek Göbekli Tepe’ye götürmek ve yapıları inşaa etmek için en az 500 kişinin çalışmış olması gerektiğini düşünüyor. Orası sadece bir merasim, bir tören alanı… Yerleşim başka yerde; bölgede su yok, oradaki insanların beslenmesi gerekiyor. Şimdi, bu insanların besin sağlama gereğinin, ibadet merkezine yakın olma arzusunun tarımı keşfetme yönünde bir dürtü sağladığı bile iddia ediliyor.
3. Tabaka yapılarının daha sonra örtülmesinde kullanılan dolgu yığınında 100 bini aşkın hayvan kemiği bulunuyor. En çok ceylan, yaban domuzu, ala geyik, yaban koyunu… Hepsi yabani, avcılık ve toplayıcılıkla yaşayan, tarım öncesi bir toplum.
Daha önceki tüm bilgimize göre insanlığın Göbekli Tepe gibi bir yapıyı inşa edebilmesi için yerleşik düzene geçmesi, tarıma başlamış olması gerekiyor. Ama hayır; kesin bilgi şu ki, yayalım: bu insanlar çok et yiyen, avcı-toplayıcılar ve işlerinde ustalar!

‘SIVILI’ TÖRENLER!

Arkeologlar tapınak kalıntılarındaki zeminlerinin özellikle sıvıyı geçirmeyecek şekilde yapıldığına dikkat çekiyor. 2014’te kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Schmidt, törenlerin bir sıvı (kan, su ya da alkol) eşliğinde gerçekleştirilmiş olabileceğini söylüyor. Kazılarda şu ana kadar en büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip kireç taşına oyulmuş, altı bira varili bulunmuş. Bira uğruna tarıma başlandığı bile iddialar arısında.

ÖRTÜLMESİ KORUDU

Göbekli Tepe yapılarının üzeri inşaa edilmelerinden yaklaşık 1500 yıl sonra örtüldü. Eskilerin üzeri örtülüp, yeni ve yine dairesel odacıklar yapılıyor. Odalar küçülmüş, ortadaki taşların uzunluğu azalmış, daha az taş konulmuş. Bu durum, yapıların bugüne kadar bozulmadan gelmesinin sırrı. Ama neden? Bununla ilgili teoriler de çeşitli. Eski önemini yitirmesi, yeni yerlere daha küçük tören merkezlerinin yapılması gibi iddialar var.

İşte çalınan eser...
İşte çalınan eser…

BİR ESER ‘HEMEN’ ÇALINDI

Göbekli Tepe, keşfedildiği ilk günden bu yana özellikle dünyanın ‘akıllı’ bilim adamlarının spot ışıkları altında. 2010 yılında 40 santimetre boyunda, 25-30 kilogram ağırlığında taştan yapılmış, üzerinde ayaklı hayvan figürü olan insan başı heykeli bulunduktan bir gün sonra bölgeden çalındı. Göbekli Tepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Geçici MirasListesi’ne alındı. Bölge halkı ‘bu değerden’ ve turizm kapasitesinden memnun. Anadolu Efes, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) birlikte yürüttüğü ‘Gelecek Turizmde’ projesi kapsamında bölgede ‘Dünyanın En Eski Tapınağı Göbekli Tepe’de Taş İşçiliği’ adlı bir proje başlatıldı. Türkiye’nin ilk kadın taş işçileri yetiştirildi; bölgeyi gösteren T şeklindeki taş panolar da onların eseri.

8 AYLIĞINA KAPANIYOR AMA…

Benim de Türkiye’de en çok görmek istediğim yer olmasına rağmen, koruma amaçlı lalettayin üzerinin kapatılmış, eserlerin arasına girilemeyen halinin hevesimi kırdığını söylemeliyim. Belgesellerde gördüğümüz doğa evet orada ama o görkem hissedilmiyor. Şanlıurfa Müzesi’ndeki birebir replikasında dolanmak, taş işçiliğini, üzerindeki sembolleri görmek daha tatmin edici öyle diyeyim! Şimdi projeler sunulmuş, ihaleler bitmiş bu ay çalışmalara başlanıyor; Göbekli Tepe’nin üzerine koruyucu bir kapatma yapılacak. Bu nedenle de 8 ay boyunca Göbekli Tepe gezilemeyecek. Uzun bir süre; umarım yapılan örtü, Göbekli Tepe’nin geçmişine yakışan şekilde ferah ve işlevsel olur!

 

  • Bu yazı Tempo Dergisi 2016 Nisan sayısı için yazılmıştır.