Türkiye’ye -hemen- böyle bir zihin lazım

dizi, Fotoğraf, Gazete yazıları, Hayata Dair, Kitap, Portre, Psikoloji, Sanat, Sosyal medya, Sosyal psikoloji, Sosyoloji, Tasarım, Türkiye halleri, TV, Zamansız yazılar

“Yaratıcılık mücadeleden beslenir, en iyi mücadele, olanı daima reddedip yenisini yaratarak yapılabilir”

ya da

“Muhafazakar, ırkçı ve beyin yıkayan kişilere karşı gönüllü bir kültür provokatörü rolü üstlendim” diyen  George Lois.

En olmayacak şeylere bile şaşırmaz olduğumuz, vasattan, tekrardan, umutsuzluktan, sıradanlıktan yıldığımız şu günlerde ihtiyaç böyle bir zihin değil mi? 

Nasıl ses getirileceğini, az kişiyle nasıl doğru şeye vurgu yapılıp, sonuç alınabileceğini çok iyi biliyor.

Kapağında ‘Olağan(üstü) Tavsiyeler-(Yetenekli Kişiler İçin)’ yazan bir kitabı normalde almazdım; tabii ki başlığın altında George Lois ismini görmeseydim.
Peki kim bu adam?
George Lois, şu anda 85 yaşında olan, Yunan asıllı bir New Yorklu; efsane olmuş bir reklamcı, sanat yönetmeni, yazar ve tasarımcı. ‘Esquire’ dergisi için, 92 kapak tasarladı ve bu kapaklarla 60’lı yıllarda ABD’ye damgasını vurdu.

george-louis-kapagi

EFSANEVİ KAPAKLAR

Dönemin farklı alanlarından Andy Warhol, Muhammed Ali ve Richard Nixon gibi önemli isimleri hiç çekinmeden, tartışma yaratacak biçimde kapaklara taşıdı. Lois’in Esquire için yaptığı 32 kapak tasarımı The Museum of Modern Art’ta (MoMA) da sergilendi.
Peki, neydi bu kapakların özelliği?
Her şeyden önce çok cesurdu; ‘daha önce yapılmamış’ ve ‘denenmemiş’ tasarımlardı. Tek karede çok şey anlatan çarpıcı bir görsel ve vurucu tek bir cümle, onun kapaklarını efsane yaptı.
Feminizmin ve kadın gücünün çok tartışıldığı bir dönemde güzel bir kadını tıraş olurken gösteren fotoğraflı kapağı ya da Muhammed Ali’yi işkenceyle öldürülmüş Aziz Sebastian olarak gösterdiği, ‘çok şey söyleyen’ tasarım çok konuşuldu. (Müslüman olduktan sonra orduya gitmeyi reddettiği, asker kaçağı olduğu için Muhammed Ali bokstan men edilmişti ve hakkında 5 yıl hapis cezası isteniyordu.)
Bir kapakta Jack Nicholson’ı soyuyor, bir diğerinde Dustin Hoffman’ın yükselişini New York manzarası içinde kocaman bir Hoffman koyarak gösteriyordu…

kapak

DERS OLDU!

New York Magazine’in ‘New York’ ekinin konsept ve prototipini, ‘I Want My MTV’ kampanyasını o yarattı. Xerox, ESPN, MTV, VH1, Tommy Hilfiger ve USA Today gibi markaların sayısız kampanyasında onun imzası vardı; aralarında Robert Kennedy’nin de yer aldığı 4 Amerikan Senatörü de müşterileri arasındaydı.
MTV’yi düşmek üzereyken Mick Jagger’la, ESPN’i de bir grup ünlü sporcuyla kurtardı ve bu ‘kurtarma’ kampanyaları Harvard gibi üniversitelerde ders olarak da okutuldu, okutuluyor.

MAD MEN’E KARŞI…

Ama tabii son yıllarda, dünyanın pek çok yerinde yeniden isminin duyulmasına neden olan şey ise ‘Mad Men dizisine ilham veren kişi’ olarak anılması.
O buna kızıyor; dizi için ‘Bu tam anlamıyla çıldırmış bir şov; göz kamaştırıcı bir ofiste, ‘ölü doğan’ fikirlerle aptalca reklamlar yapan havalı reklamcıların onlara hayran, kuaför bağımlısı sekreterleriyle yatıp kalktığı, martini içip kendilerini sigara dumanına boğdukları bir pembe diziden başka bir şey değil’ diyor. Üstelik ona göre karakterler, erkek şovenisti, ırkçı, beyaz yakalı… Vurucu bir nokta daha var, “30’lu yaşlarımda ben Don Harper’dan çok daha iyi görünüyordum” diyor George Lois ve haksız değil!

esquire-marilyn-beard

KÜLTÜR PROVAKATÖRÜ

George Lois, kimi zaman manipülatif, kimi zaman tam bir baş belası ama belli ki her daim işine aşık, yaratıcı, zeki, açık sözlü, çalışkan ve yetenekli.
Ve ırkçılığa, ayrımcılığa karşı!
‘Yaratıcılık mücadeleden beslenir. Ve en iyi mücadele, olanı daima reddedip yenisini yaratarak yapılabilir’ diyen Lois şunu da söylüyor:
“Muhafazakar, ırkçı ve beyin yıkayan kişilere karşı gönüllü bir kültür provokatörü rolü üstlendim.”

Bu ‘milyon dolarlık adam’, inandığı şeyler için (mesela muhteşem bir bölgeden geçmemesi gereken bir yol için bir grup kadına yardım etmiş) gönüllü ve başarıyla sonuçlanan kampanyalar da tasarlamış biri.

TÜRKİYE’YE DE LAZIM

Türkiye’nin de bir George Lois’e ihtiyacı var.
Nasıl ses getirileceğini, az kişiyle nasıl doğru şeye vurgu yapılıp, sonuç alınabileceğini çok iyi biliyor.
Hatta kendisi, öğretmenlerin protestolarından gazetecilerin yürüyüşlerine ‘slogan kısırlığı/kabızlığı’ çeken, ‘Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek’ bestesinin solgun temposuyla yürümeye mahkûmlar için de kurtarıcı olabilecek beyne sahip; her ülkeye, her eyleme, her satışa lazım yani!

(Bitmedi aşağıda alakasız gibi görülen, alakalı bir not var)

loiswarholesquire

Konuyla ilgili bir Facebook iletisini paylaşmak isterim; bence çok önemli, Necla Zarakol’dan…. “Bugün evet kampanyası videolarını izleyince anladımki, rahmetli Erol Olçok olmayınca AK partinin işi çok zor. Annemle yemek yerken (annem Aralık’ta 92 yasını bitirdi) televizyonda Rıdvan Dilmen’den başbakana uzanan kampanya vardı. Annem dikkatle izledi (günde aralıklı olarak 4-5 dakika algısı açık ve yüksek olabiliyor) neden güçlü Türkiye için diyorlar? Şimdi güçsüz müyüz bir sorun mu var? sorularını arka arkaya sordu. Ben de ekonomi kötü, güneydoğuda savaş var diye anlatmaya çalıştım.
Dinledi dinledi sonra peki bunun için seçim mi yapılacak niye kampanya yapılıyor? dedi. Ben de hayır halkoylaması var Nisan’da oy kullanacağız diye anlattım. Neye oy kullanacağız? sorusuna Cumhurbaşkanımız partisinin de hükümetin de başında olsun diye yanıtı verdim. Bu yanıttan birşey anlamadığı belliydi. Yüzüme baktı baktı sonra beni de sandığa götürür müsün ? diye sordu. İnşallah sağlığı bugünkü gibi olursa götüreceğim. O neye oy vereceğini iyi bilir”

* Dam Good Advise – Olağan(üstü) Tavsiyeler-Yetenekli Kişiler İçin / Boyner Yayınları, İrde Levent Yıldız çevirisiyle