‘Oh laf geçirdim’ saçmalığımızın nedeni de bu… Bizim büyük muhalefetsizliğimiz…

Sadece blogda, Sanat, Sosyal psikoloji, Sosyoloji, Türkiye halleri, Zamansız yazılar

Linçlere doyamamamızın, ne çıkarsa indirmeye, ne parlarsa söndürmeye merakımızın da temelleri olmalı değil mi?
Tabii ki bunun nedenleri çok. Ama şu dönemin en öne çıkanını sunuyorum: Asıl söylememiz gerekenlerin baya baya içimize sıkışması.
Bir minik Cannes fotoğrafından, Murat Cemcir-Bennu Yıldırımlar ‘karesinden’ yola çıkalım…

 

 

“Bizim büyük muhalefetsizliğimiz…” ifadesi, gönderme yaptığı Barış Bıçakçı’nın çok sevdiğim kitabının adına, yani “Bizim büyük çaresizliğimiz”e yakın bir hissi de taşıyor aslında…
Çaresizlik…
Ama yok; burada, muhalefetsizlikten söz açıp CHP’nin son aday listelerinin kadınsızlığından, ataletten ya da -bir kez daha- yaşattığı hayal kırıklığından bahsetmeyeceğim.
Kastım direkt bizim bünyemizde patlayan muhalefet. Bir kendini ifade edememe hali.

BÜNYEDE BİR İFADE ŞIKIŞMASI

Eğitim, doğa, tarihi eserler, insani değerler; baya hızlı, baya yere yakın gidiyor…
Ekonomik olarak ezildik.
Sosyal olarak yenildik.
Yaşam standartlarımız yerin dibinde.
Bununla zengini, fakiri, gezeni gezmeyeni, yiyeni yemeyeni ayırmıyorum. Çok net genelliyorum. Toplumda böyle büyük, böyle derinden gelen, korku, endişe, umutsuzluk, öfke, neşesizlik ve belirsizlik hissi varken, nedenlerini biliyor da değiştiremiyorken iyi olamayız. Bireysel olarak iyiliklerimiz, iyi hissetmelerimiz de toplum böyle iken sürekli, kalıcı ya da sürdürülebilir değil.
O yüzden iyi görünenin de yaşam standardı iyi değil.
Komşumuz, meslektaşımız, arkadaşımız ya da televizyonda baktığımız insanlar mutsuzken, mutlak bir huzur imkânsız.
“Yok ya, bana ne. Valla rahatım” diyen, varsa, inanın bana o da rahat değil, olamaz… Ya da şöyle söyleyeyim, binlerce kat daha güzel bir yaşam hepimiz için mümkün.
Ve bunu biliyoruz.
Bilinçli olarak farkında değilsek de vücudumuz biliyor, hücrelerimiz biliyor saçma, belirsiz ve huzursuz lanet bir şeyin içindeyiz.

ABSÜRT PATLAMALAR

Ve kâh korkudan, kâh tepki vermekten sıkılmaktan, kâh bir şeyin değişmeyeceğine inançtan, kâh tembellik ya da dümdüz cehaletten, ‘bencillikten’ verilmesi gereken hiçbir şeye tepki vermez olduk.
Sesi ile görüntüsü uyuşmayan filmler gibiyiz, senkronumuz kaçık.
Onun için de absürt patlamalar yaşıyoruz.
Çünkü o boşalmaya ihtiyacımız var.
Kabalaşıldı. Kimi evdekinin canını acıtıyor, kimi sokaktakinin…
Değil görgü kurallarını, en basit insani değerlerle hareket etmeyi unuttuk.
Bu yüzden sosyal medyaya sarmamız, orada da birine oltayı takmamız.

BİR ŞEYE PARLA VE RAHATLA

Asıl muhalefeti yapamadığımızdan, en dınının dını konuyu bulup, ilk fırsatta parlıyoruz. Parlıyor, söylüyor, isyan ediyor ve rahatlıyoruz!
Muhalif hissediyoruz.
Bilmem ne ürününü satan ‘bizden değil’, vay onun ürünü paylaşana yüklenelim. Hatta siyaseten yüklenelim, onu şuncu buncu ilan edebiliriz, kişiliğine dalabiriz, aile ilişkilerini de tahmin eder, bir şeyler söyleriz…

ÜRETENDE KABAHAT

Zaten çok biliyoruz, hızlıyız, araştırmamıza, bakmamıza gerek yok!
Youtuber bir arkadaşım anlatıyordu, 10 dakikalık çekimine baya emek verdiği, içeriğine çalıştığı bir videoyu yayınlıyor, 2 saniye sonra 3 ‘dislike’… Ne zaman izledin de, nesini beğenmedin?
Yine bir arkadaşım, elektronik bir alet için araştırma yaparken internet yorumlarına bakıyor. Adamın biri “Daha sipariş etmedim” yazmış, ama ürünün değerlendirmesine 5 üzerinden 2 yıldızı vermiş!
Bu kadar basit. On, yüz, binlerce örneği var bu durumların.
Sonra gel de bu ülkede bir şey ‘üret’.
Üreteceğine tüketici, hatta daha iyisi aracı ol, en güzeli.

‘MURAT CEMCİR’DEN OLAY POZ’ GERÇEKTEN Mİ?

Hafta sonu eki yaptığım dönemde deli gibi sabah programı izler, magazin eklerini de okurdum ki ‘kim kimdir’ bileyim; kestim ve bazı isimler bende yok!
Cahılliğim, Murat Cemcir’in ismini Ahlat Ağacı filminin Cannes’daki kırmızı halı / fotoğraf mevzuu nedeniyle duydum.
Bennu Yıldırımlar’dan rol çalmaya çalışır gibi, kapı gibi, taş gibi durduğu fotoğraf üzerinden kimi ağır cümleler kuruyordu insanlar.
Çok önemsediğim bir konu olmadı açıkçası.
Ama ertesi gün fotoğrafın çekildiği anı da içeren videoyu bir bütün halinde izledim.
Bir anlık kol hareketi, bir duruş…
Adam ne Bennu Yıldırımlar’ın hakkını yemiş, ne terbiyesizlik etmiş.
Filmi de izlemediğim için o duruş ve özel bakışın anlamı var mı bilmiyorum ama olay insanların tek bir kareye yükledikleri anlam gibi değil.
Alakası yok:)
Üzerine gazeteler daha beter zaten, artık gazeteciliğe ne gerek var, sosyal medya yorumlarından potpuri!
“Murat Cemcir’den olay poz… Bennu Yıldırımlar’ı böyle engelledi.” Milliyet
“Bu görüntü olay oldu: Bennu Hanım’da iyi sabır varmış” Hürriyet
Vs vs.
Video yayınlandı, paylaşılıyor, “öyle değil böyle” diyen var ama milletin ‘muhalefeti bitmiyor’.
Biri fotoşop ile Murat Cemcir’in simokinine Bennu Yıldırımlar’ın başını koymuş. Fotoşopu yapanlara “Helal”ler, “Bennu ile tanışmıştım, ne kadın, ne oyuncu”lar…
Bitmiyor…
Çünkü aslında içimizdeki isyan bitmiyor.
Ve maalesef enerji yanlış yere akıyor.

 

Nilay Örnek, 21 Mayıs 2018