Nilay Örnek kim

Seyahat

11 Nisan 2011 Pazartesi
Dünyayı gezmek isteyen yazar, editör, Yazı işleri Mdr. Yardımcısı: Nilay Örnek

Nilay Örnek, 24 Aralık 1978 yılında doğdu. Eğitimini Amerika’da tamamladı. Sabah ve Milliyet’te gazetecilik yaparken DJ lik yapmayı da ihmal etmedi. Kendisi bir suşi sever ve müzik hastası. Şuan da HaberTürk gazetesinde iki sayfanın editörü, yazı işleri müdür yardımcısı ve magazinde ekinde köşe yazarı. Biz de bu yoğun iş hayatını ve medyayı konuştuk…

ÇOOK DAHA İYİ VE İLGİNÇ BİR HAYAT YAŞIYORUM AMA YANSITMIYORUM

– HaberTürk’ün magazinde ekinde yazıyorsunuz, 2.sayfanın ve arka editörlüğünü yapıyorsunuz ve aynı zamanda yazı işler müdür yardımcısısınız. Bu kadar işi nasıl beceriyorsunuz?

Aslında becerebiliyor muyum; pek bilemiyorum. (Gülüyor.) Aşırı mükemmeliyetçi ve titiz biri olduğum için hiçbir şeye istediğim kadar zaman ayıramadığım, layığıyla yapamadığım hissiyle, tatminsizlikle dolaşıyorum aslında… Daha “sade” olmak ve “sadece bunu yapıyorum” diyebilmek istiyorum artık; sadece yazı yazıyor olmak mesela…

– Günde toplam kaç saat mesai yapıyorsunuz?

Sabah 10.30’da toplantı var. Onunla başlıyorum güne, akşam toplantısı 19.00- 20.00 arasında… O saatler arası gazetedeyim. Haftalık izin 1 gün. Köşeyi de akşamları ya da sabah erken kalkıp yazdığım düşünülürse… Siz hesap edin…

-Gazete içinde nasıl bir çalışma temponuz var?

İkinci sayfa ile arka sayfanın editörlüğünü yapıyorum. Sayfalarımdan biri ilanlı olsa bile, elinde 3 sayfası olan birinden sayfa alıp yapıyorum. Tüm gün kendi sayfalarıma, ilgi alanlarıma uygun haber tarıyorum, ajanslardan fotoğraf bakıyorum. Günde 3 kere haber toplantısına giriyorum.

Dışarıdan öyle görünmese de gün içinde sayfalar çok değişiyor. Bayağı bir mesai yani…
Tabii köşe yazıyor olmanın getirisin, günde 800 kadar e-mail oluyor ki bunun için gerçekten ayrı bir mesai gerekiyor bazen! Bana gelen her özel mektuba yanıt vermeye çalışıyorum çünkü… Ama keyifli arkadaşlarım var gazetede, bütün bu sıkıcı işler çok eğlenceli hale dönüşebiliyor bazen.

DÜNYAYI GEZMEK İSTİYORUM

– Bazen “Yeter artık” dediğiniz oluyor mu?

Son dönemde maalesef çok sık diyorum ki, bu hiç iyiye alamet değil. (Gülüyor.)

– Popüler kültür yazıyorsunuz. Neden popüleri seviyorsunuz?

Öyle mi yapıyorum? Daha önce Cafe Milliyet’te, şimdi de HT Magazin’de yazdığım için “popüler” şeyler yazdığım imajı doğabilir. Kültür yazdığım, sanat yazdığım doğru… Ama yazdıklarım neye göre, kime göre popüler gerçekten, çok tartışılır! Ezel’in ya da Aşk-ı Memnu’nun tek bölümünü bile izlemedim ki ben; onları yazayım. Sabahtan akşama kadar işteyim. Buradan çıktığım anda da kendi hobilerime, dostlarıma, aileme zaman ayırmak istiyorum… Fazla TV izleyen biri olduğum da söylenemez. Dolayısıyla bu döngü, popüler olandan uzaklaştırıyor beni. “Popüler” takibini benden çok daha iyi yapacak meslektaşlarım olduğu için ben o anlamda geri çekiyorum kendimi hatta.

– Haftanın en az üç günü yazıyorsunuz. Hiç konu bulmakta zorlanmıyor musunuz?

Sorun haftada 3 gün yazı yazmak değil derdim. Gün içinde köşemle alakasız farklı bir mesai içinde olmak yorar oldu artık beni. İşten çıkmışsın, gün içinde onlarca haber okumuş, yazmış, düzeltmişsin; bir rutin hayatın var… Çıkıyorsun akşam 20.00’de; yemek, duş, ev ve sonuç: “Ne yazıcam len ben!”

MARANGOZ OLMAK İSTERDİM

– Köşe yazmanın en güzeli yanı ne?

Müzik-konser yazısı da yazdım, kitap, film, dizi, sergi yazısı da… DJ’lik yaptığım dönemde, radyo dünyasının ünlüleriyle konuşarak Milliyet’te “Radyo Dünyası” adlı bir sayfa da hazırladım, röportajlar da yaptım… Ama sonuçta bunların hepsi “yan” iş, hobiydi benim için. 15 yıl, 3 büyük gazetenin yazı işlerinde çalıştım ben; hala da çalışıyorum. Yazı işleri hele de, şu son 3-5 yıllık dönemde gazetenin en yüklü, en angaryayla uğraşan bölümlerinden biri. Ama orada çalışanları, tüm gün sandalye üzerinde popo, bilgisayar karşısında dirsek çürütenleri kimse tanımaz bilmez… Taksiye binersin, gazeteye gittiğini söyleyince önce “Gazeteci misiniz?” der, “Evet” yanıtını alınca da “Köşe mi yazıyorsunuz?” diye sorar. Köşe yazmıyorsan adam değilsindir ya bu âlemde! Bence senelerce “isimsiz kahramanlardan biri olan” biri için köşe yazmanın anlamı görünür olmaktır ilk önce…

Köşe yazmanın çok çok güzel yanları var ama bunlardan faydalanamadığım, kendim de hakkını veremediğim için üzülüyorum açıkçası. Ama benim için yazı yazmak güzel… Köşe yazısı ise daha “bıçak sırtı” halleri olabilen, insanı çevreye karşı fazlasıyla açık hale getiren, daha komplike bir durum. Benim için kitap yazmaktan, öykü yazmaktan daha zor.

– Daha önce Sabah’ta da görev aldınız. Sabah’ta görev yapmakla HaberTürk’te görev yapmak arasındaki ne gibi farklar var?

Sabah’ta 4,5-5 yıl, Milliyet’te 8 yıl, HaberTürk Aralık’ta 2 yıl olacak! Fark o kadar çok ki… Bir kere yıllar, dönem farklı… Ben farklıyım, gazeteler farklı. Sabah da eski Sabah değil malum. Ama en büyük şansım gazeteciliğe 90’lı yıllarda Sabah’ta başlamaktır. Süper öğretmenlerim, dostlarım, öğreticilerim vardı benim.

AİLECEK ÇOK BAĞLIYIZ BİRBİRİMİZE

– Eğitiminizi ABD’de tamamladınız. Gazeteciliğe neden orada devam etmediniz?

Çok yanıtı var bunun. Ben İngilizce konuşarak büyümüş biri değilim; İngilizcem de bir Amerikan gazetesinde çalışmak için asla yeterli olmadı, olmayacak da… Oradan buraya haber göndermek, yazılar yazmak da çok kolay bir şey değil. Ben ABD’ye gittiğimde 23 yaşındaydım; o saatten sonra orada “haber yapmaya uygun” bir çevre edinmek de çok zor. Açıkçası o dönemde orada yaşamayı çok istemiyordum, babam kanser oldu vs vs. Şimdiki aklım olsa başka tercihler yapardım, o ayrı…

– Eğer gazeteci olamasaydınız başka hangi mesleği yapabilirdiniz?

Her şeyi yaparım ben! İlgi alanım çoktur çünkü benim; bir de gocunmam. Şu gün işten ayrılsam İngiltere’ye gidip hamburgercide de çalışabilirim; arkeolog ya da tur rehberi olmak için uğraşabilirim. “Yapabilmek” ve “yapmak istemek” ayrı tabii… Marangoz olmak isterdim ben mesela ya da sanatla, yemekle ilgili herhangi bir iş yapmak isterim çok. Marangozluğu denedim bu arada, benden kötüsü yok!

– Gazetede yazınızı görünce içinizden ilk ne geçiyor?

“Daha iyisini yazabilirdim!” Yazılarımın çoğuna bakınca “Tek işim köşe yazmak olsa, çok daha iyisini yazardım” diyorum. Ama benim ertesi gün yazıma bakma, onu kesme, saklama huyum yok. Bu açıdan biraz digital bir insanım; internete koymuşlarsa alır arkadaşlarımla paylaşırım, o kadar.

– Bir de annenizin bir hikayesini paylaşmıştınız. Anneniz vapurda gelirken sizin gazetede fotoğrafınızın üstüne birisini otururken görmüş ve o kişinin altından gazete parçasını alıp ‘o benim kızı’ demiş. Anne-kız birbirinize aşırı mı bağlısınız?

Ailecek çok bağlıyızdır birbirimize.

-Kendisi sizi okuyup yorum yapıyor mu? Yapıyorsa genellikle ne tür yorumlar oluyor?

Maalesef! Beni dünyada en çok Jülide Örnek eleştirir! Benim yazılarımı çok beğenmez. Ona göre yazılarımdan çooookk daha iyi bir kalemim var, çoook daha iyi ve ilginç bir hayat yaşıyorum ama yansıtmıyorum.!

Ama annem her şeyi okur; benim okumadığım kadar gazete okur. Kim kiminle kavgalı, kim kime laf atmış, hangi gazete ne yönde haber yapıyor bilir. Kardeşim de gazeteci olduğundan sanırım, anneme “Bugün sayfada 7×40 ilan var” dediğinizde “İşin azmış erken gel” diyebilir!

GALATASARAY MAÇLARINI KAÇIRMAM!

– Siz daha çok enteresan şeyleri seviyorsunuz. Bir de müziğe çok düşkünsünüz. Aradan neden albümler hakkında yazmıyorsunuz?

Zamanım yok. İlgi alanlarımı gazeteye taşıyabilsem süper olacak ama… Yemek, müzik ve genel anlamda sanat hakkında yazmayı çok istiyorum.

-Ben sizinle ortak yönlerimizi yazmıştım köşemde; suşiyi sevmemiz, müziğe düşkün olmamız, vs. Medyadan başka insanlarla ortak yönleriniz var mı?

Olmaması mümkün mü çok?

GENELDE BİRİNE ‘LAF AT, O SANA ATSIN, İSİMLER GEÇSİN, MİLLET MERAK ETSİN’ TARZI BANA UZAK

– Aynı zamanda futbol düşkünüsünüz. Neden spor yazıları da yazmıyorsunuz?

Ben herkesin kendi çok iyi bildiği şeyi yazmasından yanayım. Futbolun çok bileni var, ya da bildiğini sananı. Ben lazım değilim. Ben ilgiliyim sadece. Eskiden çok futbol düşkünüydüm. Bir gazetede çalışıp, bir kız olarak futbol düşkünü kalmayı başarabildiğimi söyleyemem. Herkes senden çok biliyor, herkes senden çok konuşuyor… Basketbol, voleybol, tenis oynadım yıllarca… Ben esas tenis ve basketbol, NBA fanatiğiydim. Futbolda ise Galatasaray maçlarını kaçırmam.

– Medyadaki polemiklere nasıl bakıyorsunuz?

Ben 2. kattaki adamla, 3 kattaki adamın birbirine yazı yazmasını çok da gerekli bulmuyorum, gereksiz konularda. İdeolojik tartışmalar olacaksa amenna. Genelde birine “laf at, o sana atsın, isimler geçsin, millet merak etsin” tarzı bana uzak. Kime ne veriyor? Diye düşünüyorum. Ama bizim millet kavga, atışma seyretmeyi “evin içini görmeyi”, bir şey öğrenmekten, kendini eğitmekten daha çok seviyor. Bu da gerekli demek ki…

– Özge Özpirinççi’nin haberlerini gördünüz gazetelerde; alkol metrenin ilkel olduğunu söyledi, üflemedi, polislere zor anlar yaşattı. Yorumunuz ne oldu Özpirinççi’nin tavrına?

Ben o kızı çok seviyorum. Ondan beklemediğim tepkiler. Ama her işin başka açıları da var. Yoksa “İlkelsiniz, Avrupa böyle değil” diyen biri ilk aşamada bana itici geliyor ama insan bazen o kadar bezdiriliyor ki benzer sözler sarf edebiliyor. Eminim sıkılmıştır o da…

– Kemal Kılıçdaroğlu’nun da popüleri sevdiğini yazmıştınız. Kılıçdaroğlu’nun gidişatını beğeniyor musunuz?

Beğeniyorum. Benim derdim o değil. En entelektüel, en siyasi, en ciddi, en bilmem ne görünen insanların bile “popülere düşkünlüğü”… Ve tabii o yazıda başka figürler ve ana fikirler de vardı…

ACIKINCA SİNİRLİ OLURUM

– Yolda yürürken sizi tanıyanlar oluyor mu?

Adımla ya da yazdığım bir yazıyla beni tanıyan tipimi tanıyandan daha çok. Tanıyanların tepkisi de garip oluyor. HaberTürk’teki fotoğrafım daha büyük ve daha ciddi duruyor herhalde. Herkes “Aaaa küçükmüşsünüz, gençmişsiniz, neşeliymişsiniz” gibi yorumlar yapıyor nedense. (Bu da sanatçıların “televizyon 5 kilo fazla gösteriyor” cümlesi gibi oldu ama…)

– Evliliği düşünüyor musunuz?

Pek çok kişi evlenmeyi düşünür ya da düşünmez… Ama benim için “evlenmek” kendi başına düşünülecek bir şey değil; sevdiğiniz biri vardır ve o biri size düşündürür ya da düşündürmez. Yani evlenmeyi hiç istemezken bile biriyle bunu deli gibi ister hale gelebilirsiniz.

-Bir de sizin zaman zaman sinirli bir mizanpajınız oluyor. Hayatta en çok neye sinir olursunuz?

Mizanpaj? Ha ha! Çok komik. Yumuşak at, sert çifte misali benimkisi… Ben en çok acıkınca sinirli olurum. Karnım tok sırtım pek olsun gülerim, gülerim, gülerim… İşini iyi yapmayan insanlara, daha baştan bir işin “nasıl yapılamayacağını” anlatanlara da sinir olurum mesela….

– Kitap yazacak mısınız?

İnşallah bir gün.

– Yeni projeleriniz var mı?

Çooookkk. Ben de proje bitmez. Sadece köşe yazarı olsam Anadolu’yu gezer gün aşırı başka şehirden yazardım köşemi bir kere… Dünyayı gezmek istiyorum. Gazeteye ve bir gazetede yapmak istediğim şeylere ait planlar ile hayata dair planlarım ayrı; bunları bir arada yapabilmek en büyük amaç ve planım!