İyi ki bizim metnimizde Sevim Gözay vardı

Gazetecilik

Sevim Gözay gibi şahane bir kadının, iyi bir gazetecinin, hiçbir çeteye dahil olmadan çalışkanlığı ve zekâsıyla akıllarımızda yer etmiş birinin, hak ettiği maddi, mesleki tatmini yaşayamadan gitmesine öfkeliyim. Sevim sadece sevdiğim değil, hep çok beğendiğim biri oldu, çok üzgünüm

Dün sabah bir arkadaşımı, arkadaşımızı, bu ülkenin güzel insanlarından birini çok genç yaşında kaybettik. Sevim, Sevim Gözay vefat etti. 48 yaşında imiş… Bana çok daha genç bile geliyor. “Kanserdi” ve evet hastalığını çok az kişi biliyordu.

Şimdi yazacaklarımın bir kısmını, kötü haberin ilk acısıyla Sevim’in daha aktif kullandığı Twitter’a yazdım, sanki o da görecekmiş gibi… Ama burada da kalsın istiyorum.

Kendimi eğitmeye çalışıyorum, belki de eğittim ki çok az zaman gerçek öfke hissediyorum. Ama Sevim’in ardından hissettiğim şey dev bir öfke. 

Bu ülkeye, samimiyetsiz insanlara, onun zekâsına, emeğine, çalışkanlığına hak ettiği değeri vermeyen her şeye öfkeliyim.

Son yıllarda belki de Sevim’in çektiği bütün videoları izlemişimdir. Onun kadar zehir gibi zekâsı olan, çook çalışkan, güzel, anlık çıkarların goygoyuna kanmayan, asla şımarmayan, kültürlü, aynı zamanda empatik az gazeteci vardır. Tanıdığıma şükrediyorum… O ‘cool’un gerçek karşılıklarından biriydi. 

Bir de çok güzeldi!

Sevim Gözay gibi şahane bir kadının, iyi bir gazetecinin, hiçbir çeteye dahil olmadan çalışkanlığı ve zekâsıyla akıllarımızda yer etmiş birinin, hak ettiği maddi, mesleki tatmini yaşayamadan gitmesine öfkeliyim. Sevim sadece sevdiğim değil, hep çok beğendiğim biri oldu, çok üzgünüm.

Birini kaybettikten sonra sosyal mecralarda birlikte fotoğraf paylaşma işini pek sevmiyorum; acı çekerken kaybettiğinle değil de kendinle ilgili bir şey yapmaya çalışıyorsun gibi bir his yaratıyor bende bazen.

Saçma da olabilir.

Kaybettiğin kişinin acısını bir şeylerden çıkarma kötü hissiyle de böyle düşünüyor olabilirim. 

Sonra Murat Meriç’in paylaştığı bir fotoğrafı ördüm, ben de varım. O geceyi hatırladım. Sevim’in Instagram hesabına baktım.

“Ölmeme Günü”nde bir grup arkadaş bir araya gelmişiz.

küçük İskender de orada… Kanseri atlatıyor gibi sanki. Çok kişi onun etrafında, seviniyoruz, o da bunca çektiğine rağmen şimdi aramızda.

Kimin aklına gelin rakısına çiçekler koyup da ekrana bakmış Sevim, kısa bir süre içinde aramızdan ayrılacak.

Olamaz!

Olmamalıydı.

Murat Meriç, ben ve Sevim. Ölmeme Günü’nde!

Sevim, o gecenin ardından Instagram’ına şöyle yazmış:

“‘İnsan bir metindir’ demiş Tomris Uyar. İsa Bey’in -İsa Çelik- konuşmasından fosforlu kalemle çizip aklıma koyduklarımdan biri… Birbirimizin metninde geçiyor olmak ne güzel dediğim bazı nadide simalar var” yazıp Aylin Aslım ve Aylin Kement’i, Murat Meriç ve beni etiketlemiş. 

Bunu da görünce iyice dağıldım. Öfkem garip bir hüzne geçti.

Kendime de çok kızıyorum.

Pandemi öncesiydi… Sevim’in bir yayınını izledim. Ve Sevim’i aradım “Nasıl Olunur’a konuk olur musun?” demek için, “Ya ben ne oldum ki, ne anlatıcam, baksana telif peşinde hayat falan” dedi, sonra ben ona onda gördüklerimi çok iyi olacağını anlattım ve “Ya kimseye söylemek istemiyorum” diyerek rahatsızlığından, daha iyi olduğundan, doktorların söylediklerinen bahsetti.

Taze bir yayından çıkmış, yemek yemek için Kanyon alışveriş merkezinin içinde yürüyordum. Bir yere oturduğunu hatırlıyorum.

“Şimdi yapmak bir garip hissettirir beni, iyileşeyim, yapalım, hem düşünürüz de o zamana kadar” dedi ya da böyle bir şeyler, cümleler yalan yanlış olmasın.

Ya ben de öyle kötü hissettim ki…

Babamın hastanede sadece tek bir fotoğrafını çekebilmiş insanım.

O da babam o gün çok yakışıklı görünüyordu o saçsızlığa, ateşli, bağışıklığı düşük günlerine rağmen. Üzerinde benim tüm sınavlara hazırlandığım uğurlu sweatshirt’üm vardı; demek, şimdi düşündüm, babam benim giydiğim bir şeye sığabiliyordu!

Yani ne bileyim, öyle olsun istemedim. Biriyle o hastayken son bir hatıra gibi bir kayıt yapmak, karşılıklı duygusal olmak, Sevimlik bir şey değildi hiç bu zaten -bence-!

Onu sonra Anason Muhabbetleri adlı bir etkinlikte onlarca kişiye sunum yaparken gördüm, o güzel ünlü saçları yerinde bir şapka vardı ama yine çok hoş, yine tarzdı!

Konuştuk iyiye gidiyordu…

Ara sıra onu sosyal medyasından gözlemliyordum falan kendimce…

Sonra önce Özlem Daltaban, “Sevim yoğun bakımda olabilir mi- Murat bir şeyler görmüş yazdı…”, sonra Melike Karakartalla konuşup doğru olmamasını diledik ve sonra birden haber.

Anlamadım.

Her şeye kızıyorum.

Kendime, birilerine, bir şeylere…

Sevgili Sevim, iyi ki tanıştık, iyi ki aynı dönemde kovulduk birer telefon arkadaşı olduk, sonra birbirimize dert yandık, muhabbet ettik… 

İyi ki bu ülkenin metninde sen de vardın, ben yaşadıkça da olacaksın… 

Çok güzelsin…

Bir yanıt yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.