Instagram hikâyeleri tadında, not not Güney Kore izlenimleri

Eğitim, Gastronomi, Hayata Dair, İlginç bilgi, İlişkiler, İnternet, KiaMore Gastromoni yazıları, Şehir, Seyahat, Tasarım, Teknoloji

1- NEDEN VE NASIL GÜNEY KORE’YE GİTTİM:) MERAK ETMEYEN AŞAĞIYA GEÇSİN…

Uzakdoğu’ya hiç gitmedim ama Japonya’yı bir kenara bırakırsak, özellikle Kuzeyi ve Güneyi ile Kore’yi merak ettiğimi söylemeliyim.
Dünya saçmalık ve baskıyla dolu bir ülkeye turist olarak gitmek belki bir nebze olsun rahatlatır! Gazetecilik merakı da var; Kuzey Kore’yi görmek isterim.
Ama ABD’de geçirdiğim zaman içinde oradan dostlar edindiğim için Güney Kore’ye hep gitmek isterdim. Kısmet, 2016 Aralık’ına imiş.

Changdeokgung Sarayı'nda çocuklar gibi şendik ve üşümüştük. Fotoğraf: Derya Özel
Changdeokgung Sarayı’nda çocuklar gibi şendik ve üşümüştük. Fotoğraf: Derya Özel

AYRINTILI ANLATIYORUM ÇÜNKÜ

Türkiye’de de geniş bir satış ağı olan LG Electronics adına Caretta iletişim şirketi davet etti beni. “Marka yazmamız problem olabilir, çok isterim ama sanırım gelemem” derken, öğrendik ki bizim ek kapanıyor, ben de hali hazırda işsiz kalıyorum.
Bunu ilettiğim Caretta İletişim şirketinden Gözde Hanım “Biliyoruz, olsun, blogunuz var, Instagramınız var, başka mecralarda da varsınız ve bizimle gelmenizi istiyoruz” dedi.
Bunu bu kadar ayrıntılı yazıyorum.
Çünkü önemli; gazetecili-halkla ilişkiler ilişkilerinin geldiği garip noktada çok önemli.
Basılı bir medyadan ayrıldığının öğrenildiği anda günde gelen 500 e-mailin, haber önerilerinin, davetlerin, hatır sormaların sıfıra yakın seviyelere düştüğü, buna alışmışsan seni garip bir ruh halinin bürüdüğü sahte bir çağda yaşıyoruz. (Bakınız bir örneği http://wp.me/p79ANb-ec)
Ne yalan söyleyeyim hoşuma da gitti. Bloguma ve Instagramımı öptüm falan.
Çoğu yolda ve basın buluşmaları, toplantılarla geçen bir 5 gün geçirdik. Yani size ‘derin’, tarihi, kültürel mesajlar içeren bir Kore vaat etmiyorum.
Aksine, yüzeysel ama gayet pratik. İşe yarar şeyleri cümle cümle, bol fotoğrafla aktardığımdan emin olabilirsiniz. Bir nevi Instagram’ın stories yani hikâyeler bölümüne bakıyormuş gibi hissedeceksiniz kendinizi.
İşte hem Seul, hem de Busan’dan notlar…

Metrodan insan manzaraları.
Metrodan insan manzaraları.

2- GİDİŞ VE HAVALİMANI…

  • Yol uzun; 8.5 saat gidiş, 12.5 saat dönüş. Ama uygun fiyatlı bilet bulmak mümkün.
  • Aramızda 6 saat fark var.
  • Seul Havalimanı’nda (Incheon International Havaalanı’ bavulunuzu almak için gittiğiniz yere bir tür terminaller arası, tek duraklık metro ile gidiyorsunuz.
  • Şehirler arası uçağın dışında otobüsle de rahat seyahat imkanı var.
  • Metro bileti almak ve seyahat hiç zor değil. herkes inanılmaz yardım etmeye çalışıyor ki bu harika.

3- İNGİLİZCE MESELESİ

  • Ülke genelinde de, havalimanında da İngilizce konuşan insan sayısı az. “Biraz biliyorum” diyenler de biraz bilmiyor.
  • Görevliye pasaportunuzu gösterdikten sonra anında bir makine sizinle Türkçe konuşarak sizden istediklerini -parmak izi gibi- söylemeye başlıyor.
  • İngilizce levha sorunu var bir de; hani Fransızca, İspanyolca gibi ya da konuşma dilindeki Arapça gibi aradan iki kelime kapabileceğimiz bir durum olmadığı için zorlu bir süreç yaşamak mümkün.
  • Busan’da sadece İngilizce konuşan ve yol, iz sorabileceğim birini bulurum umuduyla hayatımın en pahalı Starbucks lattesini içtim (18 TL, orta boy) ama bir çalışan bile İngilizce bilmiyordu. Tabii orada kahve içen bir Kanadalı bulmak, diğer mekanlardan daha olası! Bulduk ve ondan öğrendik pek çok şeyi.
  • Bu arada dönüşte havalimanında İngilizce dergi falan hak getire… Zor.

 

5- PARA-PUL MESELESİ

  • Onlar sıfırları atmamışlar, 1000 won ‘yaklaşık’ 1 dolar gibi. Yani biz 3 sıfır atıp 3.5 ile çarptık ki fiyatları ne kadar Türk lirası anlayalım.
  • Ürün/fiyat dengesi bize benziyor. Hani “Bilmem nereden şunu al, orada ucuzdur” vardır ya, Kore için onu söyleyeceğiniz çok da şey yok gibi.
  • North Face ürünlerinin Türkiye’den çok daha ucuz olduğunu söylemek mümkün; şu yeni gelen vergiler yüzündendir belki, bilemedim nedenini. North Face mağazalarına yaklaşmış olduğunuzu bir binaya tırmanan koca bir goril ya da sırtı çantalı dağcı heykeli görünce anlıyorsunuz.

img_1203

4- MUSLUK SUYU İÇİLİR Mİ?

  • Havalimanlarında genellikle su sebilleri ve kâğıt, huni benzeri su bardakları var.
  • Rehberimiz Suna’ya sordum “Musluktan su içilebilir” diyorlar, dedi ama benim içmemi önermedi.

 

5- GÜZELLİK VE MASKE CENNETİ GÜNEY KORE

  • Her yerde, her şeyin maskesi var. Kültürel olarak yüze takılan ya da yüz yıllar sonra bizlerin otantik bulup duvarlarımıza astığımız maskelerden bahsetmiyorum. O da var. Asıl mesele ‘türlü türlü vaatleri olan’ yüz bakım maskeleri.
Maskelerce....
Maskelerce….
  • Yüz bakım maskeleri bizim alışık olduğumuz şekilde ‘içinden bir sıvı/karışım çıkıyor sürüyorsun’ şeklinde değil, paketi yırttığınızda içinden bir sıvı içinde yüze konulabilecek bir beyaz maske çıkıyor ve yüzünüze yerleştiriyorsunuz.
  • Yumurtalı, DNA’lı (!), at yağlı, kolejenli… Maskeler türlü türlü…
At yağıyla maske!
At yağıyla maske!
  • ‘Güzel, farklı, yaratıcı’ paket dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi orada da önemli. Ancak bu önem Güney Kore’de her şeyde görülmüyor, özelikle güzellik malzemelerinde çok baskın.
  • Benim orada en sevdiğim ürünlerden biri ‘ısıtıcı paketler’di. ‘Outdoor’ sporlarla uğraşmayalı bir hayli zaman olduğu için gelişmeleri kaçırmışım, sanırım soğuk havada bulunmak zorunda olanların bildiği bir şey. Minicik bir paket yırtıp içini açınca, bir süre sonra ısınmaya başlıyor ve bir güne yakın, belki 20 saat sıcak kalıyor. İşte bu paketlerden Güney Kore’de (en azından Busan ve Seul’de marka marka, boyut boyut var). Ben oradan alıp paket paket getirdim ama Instagram’da paylaştıktan sonra birkaç kişi Türkiye’de de, kimi yerlerde olduğunu söyledi.
Yaratıcı paketlerden...
Yaratıcı paketlerden, el kremleri…
  • Tırnaklar! En sade görünen genç kızın bile tırnaklarında ne hikâyeler gizli! Taşlı, rengarenk, model model, enteresan uzun tırnaklar. Sırf tırnak satan dükkânlar da var.
Tırnakçı!
Tırnakçı!

6- ESTETİK CERRAHİDE BİR DÜNYA MARKASI!

  • Batılı yüz tipine sahip olmak pek önemliymiş, estetik cerrah harikası pek çok genç ve güzel kız var sokaklarda.
  • Nasıl ki, Arap ülkelerinden gelen adamlar ‘birer Harlem basket takımı üyesiymiş gibi başlarında bantlar’, saç ektirmiş güruh güruh Beyoğlu’nda geziyorlar ya, Gangnam da estetik sonrası gezenlerin cennetiymiş. (Bknz. bu konuda bir yazı http://wp.me/p79ANb-Jc )
  • Estetik cerrahi ilanları havalimanından başlıyor.
  • Her yerde bebek poposu kıvamında ciltleri olan bir takım adamların poz verdiği ilanlar görmeniz mümkün.
Super Junior ekibi... Baya popüler gruplardan, bir de tek tek ünlü olunamıyor sanki, hep bir grup olayı. Gruplar da 2-3 kişi değil, 8-9!
Super Junior ekibi… Baya popüler gruplardan, bir de tek tek ünlü olunamıyor sanki, hep bir grup olayı. Gruplar da 2-3 kişi değil, 8-9!

7- TÜRKİYE’DE DE BÜYÜK BİR HAYRAN KİTLESİ OLAN GÜNEY KORE DİZİLERİ VE MÜZİĞİ

  • Malum Güney Kore popu ve gençlik dizileri -ülkemizde bile- pek popüler. Türkiye’de fan kulüpleri de var. Sadece Kore dizilerinden replik veren siteler bile mevcut.
  • Oradayken kız ve erkek grupların (nedense hiç karma bir gruba rastlamadım) konserlerini izledim, müzik ve şovlar beni sardı:)
  • Bu konu ve Türkiye’deki Güney Kore dizi, müzik fanatikliği, hayranlığı üzerine bir güzel yazı/röportaj için http://wp.me/p79ANb-Lp

8- YEME-İÇME BÜYÜK MEVZUU

  • Cipsten sakıza, çikolatalardan kuru yemişlere pek çok bildiğimiz yiyecek maddesinin yeşil çaylı ve wasabili halini Güney Kore’de bulmak mümkün.
  • Yemek yerken dikkat; bir şeye “Acı” diyorlarsa gerçekten çok acı!
  • Güney Kore’de pek çok yerel bira var, ama pek popüler olan soju adlı içki.
  • Makas yemek servisinde çok kullanılıyor. Et ya da hamur işlerinin makasla kesilerek size servis edildiğini görebilirsiniz.
  • Kore barbeküsü meşhur malum. Tabii pek çok yerde farklı farklı türleri var. Ama genellikle şöyle oluyor: Önce mide rahatlatıcı bir takım salatalar, soğuk ince noodle’lar, mutlaka kimchi geliyor masaya. Masalar yanarlı dönerli; yani ortalarında bir ızgara alanı var. Yanınızdaki bir yerden veriyorlar gazı, yakıyorlar kömürü başlıyor eğlence!
  • Her şey çok hızlı gelişiyor, zaten servisler genelde çok hızlı Kore’de.
  • Bir garson halı gibi sardığı eti ızgaranın üzerinde açıyor ve pişirmeye başlıyor. Bu arada mantar, soğan, bir minik kase içindeki sarımsaklar ve pirinç hamuru da et yanında pişmeye başlıyor. Pirinci ezip sonra hamurumsu bir hale getirip onu da ızgaraya koyuyorlar, hayatta aramayacağım bir tat.
  • Etler hafif ateş gördükten sonra bir göreli gelip hızla elindeki makasla etleri parçalara ayırıyor, sonra iki döndürüp tabaklara hızla servis ediyor.
  • Etler ağırlıkla şekerle marine edildiği için pek lezzetli geliyor insana. Sarımsağı mesela bilmediğin turşulaşmış otlara sarıp yemeni öneriyorlar, yiyoruz.
  • Bu arada soju, iyi çarpıyor.
img_1358
Sağdaki soju.
  • Yemekte içki, hatta yeşil çay, su doğal ama genel anlamda Güney Kore’de maden suyu pek popüler yiyecek değil.
  • En geleneksel, yerel, doğal yerlerde; hani geleneksel derken eskide kalmış bir şeyi de kastetmiyorum ayakkabılar çıkıyor, nispeten yer sofrasında, alçak bir masada yeniyor yemekler. Balık pazarı içindeki salaş mekanlar da böyle, en lüks restoranlarda da hem masada, hem de alçak masada yemek yiyebileceğiniz yerler var.
  • Orada da sokak kestanecileri var, ama dumanları bizim kadar insanı boğacakmış gibi kokmuyor.
  • Sokak yiyecekleri en popülerler. Sokaklar bizimkiler gibi kalabalık değil. Seul’deki iki günümüzün 1.5 gününü toplantılarla geçirdiğimizden kimi görsem “Nerede insan görebilirim, kafeler, insanların bir araya geldikleri yerler nerede?” gibi absürt sorular soruyorum. Çoğunlukla “Soğuk” ve “İnsanlar çalışıyor” yanıtını alıyorum. Tabii ki, benim için hiççç tatmin edici olmuyor. İstanbul’da da hava soğuk ve insanlar çalışıyor, ama şimdi teröre rağmen bile sokaklar hep dolu. Değil mi? Buna karşın sokakta insan görmek isteyen sokak yemekçilerinin yanına gidebilir. Sokak satıcıları ve onların müşterileri her daim var.
  • Uzakdoğu’nun genelinde yemekten sonra bizdeki gibi tatlı geleneği az. Ama bu demek değil ki tatlı bulunmuyor. Çok. Sokakta benim de çok sevdiğim, isminin otto olduğunu öğrendiğim, insanların baya almak için sıraya girdiği hamur tatlısı çok güzel. Bir tür içi tok pişi gibi. Kızgın yağda kızartılıyor, üzerine az şerbet ekleniyor, sonra bir tarafından yarım içi açılıp çekirdek içlerinden oluşan bir karışım ekleniyor. İçinden de marmelatımsı bir tatlı çıkıyor. Ama bu kadar şeye rağmen çok, çok hafif.

img_1724

  • Lokantalarda genellikle alışık olduğumuz tahta, tek kullanımlık yemek çubukları değil metal olanlar geliyor.
  • Dimsumlar (yani bir tür Uzakdoğu mantısı, içi çok daha dolu ve büyük) çeşit çeşit; buharda pişirilenler çok lezzetli.

sicakci

  • İnsanlar genelde sıcak suda duran, şişe geçirilmiş bir takım hamur işimsileri yiyorlardı. Yanlarında da bir dolu kızartılmış yiyecek var ama bu haşlama türü şeyleri yiyor hep ayakta insanlar. Rehberimize sordum pirinç dövülürmüş ve deniz ürünlerinin kurularıyla karıştırılır bir hamur haline getirilirmiş. İşte o hamurda sıcak suya konduğunda yumuşak ve lezzetli olurmuş. Soğuk havalarda da pek çok kişinin tercihi olduğu kesin.
  • Kral sofrası, pek çok coğrafyada olduğu gibi Güney Kore’de de farklı. Son gece Busan’da kral sofralarını günümüze uyarlayan bir yere gittik (Yeyje Kore Restoranı). Çok -ama çok- lezzetli şeyler yedik; özellikle farklı çeşit mantarlara bayıldığımı söylemeliyim.
İşte o sofradan mantarlar!
İşte o sofradan mantarlar!
  • Ginseng, çok yararlı. Güney Kore’de de popüler ancak ucuz değil. Rehberimiz de sokaktan alınmamasını önerdi.

9- BALIK PAZARI APAYRI MEVZU!

  • Biz de bizimkilere balık pazarı diyoruz. Ama gerçek bir balık pazarı gördüm demek için Güney Kore gibi bir yere gitmek lazımmış giye düşündüm oradayken. Okyanus karaya çıkmış gibi! (Çok ayrıntılı yazı ve fotoğrafları bulabileceğiniz benim yazdığım bir yazı http://blog.kia.com.tr/yasam/jagalchi-market )

img_1864

  • Balık pazarlarında kadın çalışan sayısı çok fazla… Balıklar, leğenler, sunumlar, giysiler rengarenk.
  • Balık kokusu çok yerde.
  • Kurutulmuş deniz ürünleri de (balıktan ahtapota) bir hayli popüler.
  • Meyve genel anlamda çok ucuz değil.
  • Pazarlarda onlarca ot, kök var ama alamıyor insan, alsan ne yaparsın, nasıl pişirirsin, neyle iyi gider; çoğu uzak olduğumuz şeyler.
  • Kabuklu deniz canlıları da bir hayli çok.
  • Çoğu balık ya da deniz canlısı canlı halde tezgahlarda.
  • İstediğiniz ürünü orada ayıklayıp temizliyorlar.

img_2026

10- KAHVECİ BAYA ÇOK VAR

  • Çok yerde kahveci var. Kahve pek popüler. Starbucks’ta keza öyle. Yolda ‘Korean Times’ okuyordum çok Starbucks varmış, daha da açılacakmış. Başka bir Kore blogunda okuduğum şey de, pek çok Koreli yeni nesil üyesinin Starbucks kahve ile bir imaj satın almıyor hissetmesini eleştiriyordu.

11- HER YERDE O ALETLERDEN VAR

  • Bana hep efsanevi Fame City’yi hatırlatır. Bir makine, ortada oyuncaklar ve siz para/jeton alıp o oyuncağı almaya çalışırsınız. İşte Seul ve Busan, o makinelerle dolu. Hem de nasıl dolu. Hemen hemen her sokak arasında, otobüs bekleme alanlarının yakınlarında, otellerde hep o makinelerden var. (Güzel iş ha, bırak makineleri. Başında duran bile yok)

img_1664

  • Büyük şehirlerin pek çok yerinde ‘pick mi, pick me’ yazalı dev salonlar var ve içi gençlerle dolu. Gençler de çantalarına bu avlarını asıyorlar, ‘hava’ böyle yapılıyor herhalde. İlginç sosyalleşme mekanları. Oyuncakların çok çeşitli olduğunu da söylememe gerek yok herhalde.
oyuncakci-2
Bir oyuncakçı ve içinde her yerde görebileceğiniz ağzında maske olan insanlar da var…

oyuncakci

12- BU KALP SENİ UNUTUR MU? SICAK TUVALETLER

  • Biz Seul’de Conrad Seul Hotel’de, Busan’da da Paradise Busan Hotel’de kaldık. Seul’de muhteşem şehir, Busan’da ise harika bir deniz, sahil manzarası vardı. Busan zaten yazın hele müthiş bir tatil cennetine dönüşüyormuş, kışın bile o hissi veriyor.
  • Ama hem bu iki otelde ardından gittiğimiz pek çok restoranın, kafenin tuvaletinde gördüğüm şey, şu otomatik pek çok işlevi olan ve ısınan tuvaletler. Hele kışın nasıl güzel! Kore hakkında en çok özleyeceğim şeylerden biri:)
img_2098
Gamcheon Culture Village

13- MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN BİR YER

  • Küçük Prens, en azından sokak sanatından anladığım Güney Kore’de de popüler.
  • Gamcheon Culture Village, Busan’da çok farklı bir tarihi olan mutlaka bir görülmesi gereken yerlerden. Kore içinde bir Brezilya manzarasıyla karşılaşmanızın bir nedeni var. (Bunu bir arkadaşım, Yaşar Adanalı anlatmış, isteyen şuradan okuyabilir… http://bit.ly/2hunIlL )

nilay-kucuk-prens

  • Gukje Market de Busan’da gezilmesi pek keyifli yerlerden.
Geleneksel kıyafetleriyle bize onlarca kere poz vermekten sıkılmayan tatlı kızlar.
Geleneksel kıyafetleriyle bize onlarca kere poz vermekten sıkılmayan tatlı kızlar.
  • Changdeokgung Palace, Seul’de gittiğimiz etkileyici yerlerden biriydi; krallara özgüymüş bir dönem çok renklilik, Saray rengarenk. Buraya geleneksel kıyafetleriyle gelenlerden giriş ücreti alınmıyor. Bundan mı, yoksa orada fotoğraf çektirmenin ayrı bir popülaritesi mi var bilmiyorum ama geleneksel kıyafetle Saray’ı ziyaret eden genç kız ve erkekler pek fazla idi.
  • Moon Guest House, belki de bir ekip olarak seyahat ettiğimizden en çok eğlendiğimiz yerlerden biri oldu. Çünkü geleneksel kıyafetler giydik, çok komik olduk, çok renklendik, kimimiz güzel oldu, pozlar verdik, öğrendik ve güldük. Herkese tavsiye edebilirim böyle bir deneyimi. ardından da çay seromonisi yapıldı.

img_3733 img_3734 img_3735

14- KANSER ÇOK AZ, NEDENİNİ FERMANTE ÜRÜN KULLANIMINA BAĞLIYORLAR

  • Bahsettiğim gibi Seul’deki zamanımızın çoğunu, güzel yemekler dışında, Kore’nin en büyük ve önemli markalarından LG Electronics / Beyaz eşya yetkilileriyle görüşerek, bilgi edinerek geçirdik. Özellikle LG’nin küresel iletişiminden sorumlu direktörü Ken Hong çok etkileyiciydi, hem marka hem de kültürel bağlamda verdiği bilgilerle.
Ünlü, kimchi... Şarkısı da var... (Beste Tarkan, sözler ben: Kimchi, kimchi, kimchi, kimchi ah, kimchi....)
Ünlü, kimchi… Şarkısı da var… (Beste Tarkan, sözler ben: Kimchi, kimchi, kimchi, kimchi ah, kimchi….)
  • Mesela, “Aslında ismini yanlış koymuş olabiliriz ama” diye düşündükleri Kimchi adlı buzdolaplarını anlatırken, tarihten bugüne belki de en ünlü yiyeceklerini de -bir tür turşu- anlattı bize. Koreliler’in güçle lezzetlere, tatlara düşkünlüğünden bahsetti. Ve kanser oranının toplumda bu kadar düşük görülmesinin nedenlerinden birinin de fermante ürün yeme sevdalarından olabileceğini söyledi. “Yanlış isim olabilir” dedi çünkü buzdolabı hiçbir kokunun birbirine karışmamasını ‘kesinlikle’ sağlıyor ama kimchi’yi bilmeyen için espriyi anlamak zor belki. Bu arada sadece gereken bölgeyi açan, sık kullanılan ürünleri alabileceğiniz buzdolabı (Dual Door-in-Door modelin adı) fikirleri çok iyi.

hero-for-twinwash-site2

  • Ama benim ve sanırım pek çoğumuzun favorisi ‘TWINWash‘ adlı çamaşır makinesi. Türkiye’de de satılmaya başlanan bu ürün iki farklı çamaşır grubunu aynı anda yıkayabiliyor. İki farklı bölmesi var, birine renkli diğerine beyaz; birine pamukluları diğerine günlük yıkamaları atabilirsiniz gibi… Enerji ve zaman tasarrufu sağlaması da net! Sevdiğim reklamını da şöyle koyayım.

  • Bir ürün daha -eskisi gibi evde bir beyaz yakalı olsaydı kesin almaya çalışırdım- ev tipi kuru temizleme dolabı LG Styler. Akşam üzerinizden çıkarıp asıyorsunuz ceket ve pantolonunuzu, sabah (hatta o akşam) ütülü ve temiz giyiyorsunuz! Durum net.
Havalı Korelilerden bir reklam.
Havalı Korelilerden bir reklam.

 

sandvic

  • Otelden erken çıkacağımız için hazırlanan sandviç; çok kişi kokusu nedeniyle sabah sabah ağır bulup bıraktı ama ben bayıldım. Annemin küçükken biz denize giderken hazırladığı ekmek arası patlıcan, kabak, biber kızartmaları gibiydi:) Tabii bayıldığım bir şey de bu yağ ve soya sosunu ekleyebileceğiniz damlalıklar.

 

Gerçekten yararlı bir çalışma, Anne ben Koreli taklidi yapıyorum!