Doya doya yaşamışsın be Oya Abla

Gazete yazıları, Portre, Sanat

O, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı ve Banu Alkan ile bir dönemin ‘kare as’ı. Ama Oya Aydoğan başka bir ‘desteden’ gibi… Ya da o bir jokermiş, sonraki yıllarda da hep ihtiyaç duyulan yerde olmuş….

Annem bizler için sağlık ve güzel günler diledi, tam pastasındaki mumu üfleyecekken nefesini tuttu ve “Ay bir de Oya Aydoğan iyileşsin istiyorum. Bir an önce iyi olsun” diyerek söndürdü minik alevi geçen pazartesi.
Annem ve diğer herkes Oya Aydoğan ile ne zaman bu derece içten bir samimiyet kurmuştu?
Sinemayı geçtim; televizyonda, dizisinden sabah programlarına ayrı formatlarda onlarca iş yaptı. Önce biraz onlara, sonra eski röportajlarına baktım. Sosyolog Tayfun Atay’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı “Bir ‘12 Eylül kadını’ olarak Oya Aydoğan” başlıklı yazısı ise çözdü kafamdaki tıkanmayı.
Bence sanatçının hastalığı sırasında yazılmış en ‘dolu’ yazıda Oya Aydoğan, Banu Alkan, Ahu Tuğba ve Serpil Çakmaklı 12 Eylül’ün kare as’ı olarak nitelendiriliyordu.

headline_686

12 EYLÜL SONRASI KARE AS’I

1960’ların başından 70’lerin ortasına kadar ‘dört yapraklı yonca’ Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik dönemiydi.
Ardından aşk beyazperdeden kovuldu, sokaktaki eril siyasal şiddet sinemada cinsel karşılığını buldu; artık seks vardı. Arzu Okay, Zerin Egeliler, Feri Cansel, Mine Mutlu gibi ‘pırıltılı’ isimler bu furya ile aktı. 12 Eylül’ün ardındansa başka bir ‘ara’ dönem geldi.
Tayfun Hoca’nın amiyane ifadeyi kibarlaştırdığı haliyle, ‘gösterip de ötesine geçilmeyen’ dönem. Cinselliğin kışkırtıldığı, ima edildiği ama tamamına erdirilmediği Banu Alkan, Ahu Tuğba, Oya Aydoğan ve Serpil Çakmaklı’nın ‘kare as’ olduğu dönem.
Aydoğan’ın sonraki röportajlarından anlıyoruz ki, zor bir dönem.


NELER KONUŞUYORLARDI?

O hep net, hep doğal, dobra… Bazen gaf mı yapıyor, bilerek mi söylüyor anlamıyorsun; acayip ilginç ve kimi zaman özel şeyleri anlatıveriyor. Şu şuna âşıkmış, o dönem kim kime ne yapmış…
Bülent Ersoy ile Oya Aydoğan muhabbet ederken yanlarına oturup dinlemek uğruna neler verebileceğini hesap ediyorsun.

KIVANÇ’A ‘YANIK’

Aydoğan, sanatçıyı politik sevmiyor, Fransız liselerinde okumuş, ilkokuldan beri hep ama hep ‘artist’ olmak istemiş. Bir dönem aynı sitede oturduğu Kıvanç Tatlıtuğ’a ‘yanık’ olduğunu çok tatlı bir dille anlatıyor, oğlu Gurur ile imrenilecek bir ilişkisi var. Kürk seviyor, mavi renk ağırlıklı antika biriktiriyor, evine ‘ev gezme’ televizyon programı gelmiş, koltuklarının üzerleri örtülü karşılıyor. “Zeytinyağlı yapacak kadar iyi aşçı değilim ama yumurtayı olay yaparım”, “Ben herkesle samimiyim öyle ziyafet sofraları hazırlayamam, yiyoruz işte” deyiveriyor.
Bülent Ersoy vurulup bir böbreği alındığında 1 ay Adana’da hastanede ‘yaşamış’, onun teşekkür için yazdığı mektubu 26 yıldır, herkesten habersiz evindeki kasada saklıyor. Gelin ve torun hayallerini anlatıyor. Kendiyle deli gibi dalga geçiyor.

oya aydogan3

JOKER GİBİ

Ne bileyim, Aydoğan’a bakıyorum bakıyorum, ondan anne, abla, konken arkadaşı, dost, komşu çıkarıyorum da bir dönemin seksi yıldızı oturmuyor kafamda. Eski fotoğraflarına bakarken bile.
Oysa Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı ya da Banu Alkan öyle mi?
Oya Aydoğan, o kare as içinde başka bir ‘desteden’ gibi… Ya da o bir jokermiş, sonra hep ihtiyaç duyulan yerde olmuş. Diğer üç isim 80’ler dolabı açıldığında çıkan birer ‘arzu nesnesi’ modeli iken, Aydoğan bir şekilde hep yanımızda olmuş.
Kendini cam bir fanusa kapamamış, bir dönemin ikonik imajlarına takılmamış, istemiş, alınca da şükretmiş, hatalarından ders almış, başkalarıyla da kendiyle de dalga geçmeyi bilmiş, sevgi dolu, doğal ve zeki bir kadın, iyi bir anneymiş Oya Aydoğan.
İnsan hayatın tadını çıkaranların ölümlerine ayrı bir üzülüyor; annemin dileğinin gerçekleşmesini çok isterdim.
Gurur, annesiyle gurur duyuyordur; ona uzun ömürler olsun…

Oya Aydoğan, oğlu Gurur ile...
Oya Aydoğan, oğlu Gurur ile…

oyaaydogan_01

 

  • Bu yazı Nilay Örnek’in 17 Mayıs 2016 tarihli Sözcü Şık’taki köşesinde yayımlanmıştır.