‘Çoğumuzun kalbi kırık ve bu bizi yavaşlatıyor’

Gazete yazıları, Portre, RÖPORTAJLAR, Sanat, Tiyatro, TV


Son Afife Tiyatro Ödülleri’nin ‘En İyi Erkek Oyuncu’su İbrahim Selim, tiyatro, sinema, dizi ve reklamlarla bize çok tanıdık bir yüz, çok tanıdık bir ses. Ama bilmek yetmez, biraz daha tanışalım

Röportaj: NİLAY ÖRNEK
FOTOĞRAFLAR: SİNAN HAMAMSARILAR

DOT Kanyon’da sahnesinin yeni oyunlarından ‘Bunu Ben de Yaparım’ senenin en çok konuşulan eserlerinden biri oldu. Genç yaşında zekâsına, bakış açısına hayran olduğum, çok iyi işler çıkaran Serkan Salihoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı, bir Nick Hornby yazını olan oyun tek kişilikti. Ve başarılı oyunculuğuyla bizi duygudan duyguya götüren o kişi İbrahim Selim’di.
Oyun metni ve sahneye konuşuyla bizi etkilediği gibi, Afife Jale anısına verilen 20. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde de Selim’e ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü getirdi. Bunu vesile ettik, İbrahim Selim’le konuştuk… (‘Sen’li Ben’li röportajlardan çok hazzetmem, ama bu öyle daha iyi ve gerçek oldu)

(20 aralık’ta bu videoyu da ekleme gereği duydum)

* Google İbrahim Selim fakiri… Hakkında hep tiyatroyla ilgili haberler çıkıyor; kimsin sen?
Ben de kendimi arıyorum Nilay:)

* Çocukluğunda bir trajedi yaşadın mı mesela, bir skandalın var mı? Nerede doğdu, büyüdün?

Ha ha:) Yok ya… Ankara’da doğdum büyüdüm ben. Aslen Arvin Arhaviliyim, çocukken 3-4 ay her yaz tatilimi orada geçirdim. Bir erkek kardeşim var; Ankara’da, otomotivci. Hacettepe Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirdim. Ondan önce 3 sene biyoloji okudum. Daha doğrusu biyolojide gezdim; çok arkadaş edindim. En fazla laboratuvar derslerine girdim, ‘doktor doktor’ takıldım. O dönem Ankara’da günlük TRT dizileri vardı. ‘Yorgo’nun Armağanı’ adlı bir oyunda oynadım, sonra radyo reklamı, TRT’de radyo tiyatrosu, açılış ve organizasyonlarda sunuculuk derken bir gün Ankara’da sıkışmış hissettim; İstanbul’a taşındım.

İbrahim Selim... Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR
İbrahim Selim… Fotoğraf: SİNAN HAMAMSARILAR

* DOT’la ne zaman tanıştın?
İstanbul’a gelişimin ikinci haftası bir reklamda oynadım, o parayla eve çıktım. Arada diziler oldu. Cüneyt Çalışkur’un yönettiği ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’da Celal Kadri Kınoğlu yerine oynadım. DOT’la da, Böcek, Aşka ve Anlayış, Kürklü Merkür, Karatavuk derken, yani onların oyunlarını seyrederken tanıştım. Sonra da seçmeye katıldım. Seçildim.

‘HAYATI SEVİYORUM’

* Seni dizilerden, sinemadan ve hatta kimi zaman sadece sesinle de tanıyoruz değil mi?
Üç sinema filminde, birkaç da dizide oynadım. Zoraki Koca, Aynadaki Düşman, Şubat, Fatih, Güllerin Savaşı bu dizilerden bazıları. Ve tabii ki reklamlar var.

* Bir klişe soruya ne dersin: Ödül hayatında ne değiştirdi?

O kadar bir şey değiştirmedi ki… Ödül çok eğlenceli bir şey, motive edici de… Ödülle kurduğun ilişkiye bağlı tabii. Memleketteki en istikrarlı tiyatro ödülülü bu, onore edilmiş oluyorsun. Çoğunlukla reklam dublajı yapıyorum. Zaten dizi sinema, seslendirme, reklam, tiyatro yapabildiğim ne varsa yapmaya çalışıyorum. Hepsinin teknik olarak çok zorlukları var. Hepsini sanat eseri olarak tarif etmek mümkün değil. Ama birine gösterdiğim özen de diğerinden az değil.

* Ses tonun mu etkilidir nedir, seni izleyen herkesten benzer bir geri dönüş duyuyorum “Adam arkadaşım gibi hissettiriyor”…

Ne güzel… Kişisel olarak samimiyetin, gerçek olmanın peşindeyim. Her türlü ilişki için öncelikli olarak arkadaşlık etmeyi düşünüyorum, o zaman da içine herhangi bir hesabın girmesi mümkün olmuyor. Ben hayatı seviyorum. Hayatla kurduğum ilişki mücadele üzerinden gitmiyor. Çok fazla zorluk yaşadım, yaşıyorum da… Ama yaşamaya odaklandığınız zaman işler daha kolaylaşıyor. Belki biraz ondan da kaynaklıdır. Hayatı, yaşamayı seviyorum.

’30 KİLO VERDİM’

* Yine DOT oyunlarında oynadığın dönem, bir ara daha kiloluydun değil mi?
Şimdiki halimden 30 kilo fazlaydım. İlk 1.5 yıllık süreçte 30 kilo verdim, sonra yine aldım ama onu da yine dikkat ederek verdim. Shopping and Fucking’i oynarken baya bir kiloluydum. Saçım da vardı kocaman.

* Geçenlerde Kollektif House’daki bir söyleşide Gonca Vuslateri’yi dinledim. Oyunculuktan bahsederken, tabii ki gayri ihtiyari söylenmiş abartılı rakamlar ama “3 sene çalışırım, 5 sene çalışmam; dinlenmem, kendimi beslemem, kitap okumam lazım” dedi… Bu sende nasıl?

Benim de hobilerim ve merak ettiklerim var ama ben hiç o kadar yorulmadım. O kadar yorulurmuşum gibi de gelmiyor. Ben hayatımı ona göre yaşıyorum. İşimi yapıp mutlu oluyorum. Ben 5 sene çalışmazsam, o zaman ölmüşümdür de yapmıyorumdur falan herhalde. Tabii Gonca çok sevdiğim bir arkadaşım, orada dediği şeyi seziyorum, da anlamıyorum, sadece seziyorum. Kitap okumam için 2-3 sene beklemem gerekmiyor benim mesela…

‘ATEŞ BÖCEĞİ GİBİ GÖRÜNÜYORLAR’

* “Farkındalık insanın laneti, odaklanmanın değeri yok, gıybet ata sporumuz, ayıp sadece yatakta, kabul etmek huzurun anahtarı. Ah küfür aaahh” yazmışsın Twitter’da… “Çoğumuzun kalbi kırık ve bu bizi yavaşlatıyor” demişsin; çok şiirsel bir yanın da var sanki…

Saat kaçta yazmışım ben bunları:) Bazen bir şey izlerken falan atar geliyor. O kalbi kırıklık meselesi de… Öyle değil mi? Son üç senedir belki de yeni yeni toparlanıyoruz. Bunu çok derin hissediyorum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

* Tek kişilik bir oyun oynuyorsun; kimi ne kadar görüyorsun, telefonla çekimler seni etkiliyor mu?

Geçenlerde Nihal Yalçın’ı Antubus’ta izlerken resmen orada oyunu kaydeden biri vardı mesela. Oyunu durdurdu “Lütfen çekmeyin” dedi.

* Oyun DVD’cisi…

Ha tabii… Oyunu çekecek herhalde koyacak bilmem ne film cehennemine… Bizde o kadarı olmuyor da… Görünmeyeceğini falan mı düşünüyorlar anlamıyorum ki. Orada ateş böceği gibi parlıyor. Orada kütür kütür oynuyorsun, o kimse, yüzüne ışık geliyor, görünüyor. Farkındasın kayıt yapıyor, fotoğraf çekiyor; “Ne yapıyorsun?” da diyemiyorsun. Ama tuhaf. Ben normalde gözlük kullanıyorum, görmemem de gerekir, ama acayip görünüyor.

BUNU BEN DE YAPARIM’IN SIRRI

* ‘Bunu Ben de Yaparım’ı izlerken tahammülsüzlük başta pek çok duygu ve davranış bozukluklarını görüyor insan… Sen neler görüyorsun?

Bence dünyanın her yerinde benzer. Bu öyküden tekste dönüştürülmüş bir metindi. Türkçe’ye çevirirken bizim memlekete uysun diye de bir şey yapmadık. Melisa (Kesmez) edebiyatçı olduğu için dramaturg olarak bize de büyük destek verdi. Çeviri bir metin olma durumundan olabildiğince uzaklaştırmaya gayret ettik. Zaten etkileyici tarafı bu Nick Horby dediğimiz beyfendi başka bir memlekette yaşayan çok iyi bir yazar ve yazdığı şeyin aynılarını burada aynı cümlelerle konuşabiliyoruz. Bunu sanat kurumlarında çalışan arkadaşlarımız da anlatıyor, “Bunu ben de yaparım”lar, tahammülsüzlükler… Bir de “Dili yöneten dünyayı yönetir”; bu böyle… Yöneticilerde de zarafetten çok kavga etme hali olduğu için böyle bir yaklaşımı “Merhaba” demeden terslenmeyi sokakta da görüyoruz. Ama sanat eseriyle kurulan ilişkiden sonra “Bunu ben de yaparım” cüreti, dünyanın her yerinde var sanırım, bu temelde zaten kurulan ilişkinin yöntemiyle ilgili bir sıkıntı var bence.

* Sence neden?

Bilgi eksikliğinden olduğunu düşünüyorum. Artık dünyada ihtiyacın olmayan bilgiyi almaman gerekiyormuş gibi bir durum var. O yüzden de bir sanat eseriyle ya da sanat fikriyle ilgili ekstra bilgi edinmeye insanların pek çabalamadığını görmüyorum. En fazla sosyalleşmek, eğlenmek için…Böyle olunca da, bununla ilgili bir şey öğrenme ya da yeni bir şey katıyor olmakla ilgili bir yaklaşımı yok insanların çoğunun. Ama bunu suçlayarak söylemiyorum. Bu ihtiyaç duyulması gereken bir şey. Bence herhangi bir sanat eseri insana iyi gelir, ruhunu değiştirir ve bu iyi bir şeydir. Bir insanın ona iyi geldiğini iyi bilmeden onunla ilişki kurmaya çalışması da zor oluyor tabii.

* Anlamadığımızı da reddetiyoruz…

Sanatla ilgili durum daha güdüsel sanki, anlamadığın şeyi reddetme hali. Birkaç güncel sanatçı arkadaşım var onlar da bana uzun uzun eserlerini anlatıyorlar o eserin tek bir katmandan oluşmadığını, bunun sadece senle ilgili olmadığını, sanatçının ne kadarını senin anlaman için sunduğu da önemli..

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

  • Bu röportaj 25 Haziran 2016 tarihinde Sözcü Cumartesi’de yayımlanmıştır.