‘Belki bizler de, kendi dertlerimize bir renkle karşılık bulacağız o gece’

Kitap, Müzik, Resim, Sanat, Tiyatro


Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün adlı eseri, usta piyanist-besteci Sabri Tuluğ Tırpan tarafından sahneye uyarlandı. 15 Mart akşamı İş Sanat’ta gerçekleşecek prömiyer öncesinde, ebrudan dansa farklı disiplinleri bir araya getiren Mavi Sürgün’ü, yaratıcılarıyla konuştuk.

 

NİLAY ÖRNEK
nilayornek@gmail.com

Piyanist, besteci Sabri Tuluğ Tırpan’ın, Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Mavi Sürgün adlı kitabından ilhamla hazırladığı aynı adlı eserinin dünya prömiyeri 15 Mart akşamı saat 20.30’da İş Sanat Konser Salonu’nda yapılacak. Beş bölümden oluşan Mavi Sürgün, Tuluğ Tırpan’ın müziği, Yetkin Dikinciler’in anlatımı, Kardeş Türküler solistlerinden Feryal Öney’in vokali, ebru sanatçısı Garip Ay’ın interaktif sunumu ve Su Güneş Mıhladız’ın koreografisini de üstlendiği dansla hayat bulacak. Basta Eylem Pelit, davulda da Volkan Öktem olacak.
Eseri, prömiyer öncesi, Turpan, Dikinciler, Öney ve eserin rejisörü Beyti Engin’le İş Sanat kulisinde buluştuk.

‘YEDİ-SEKİZ SENE ÖNCE BU İSİMLERLE TASARLAMIŞTIM’

Viyana Konservatuarı ve Viyana Müzik Akademisi mezunu, klasik ve caz müzik piyanisti Tuluğ Tırpan, Mavi Sürgün projesinin çok uzun süredir kafasında döndüğünü söylüyor.
“Dönüşüm hikâyeleri hep ilgimi çeker. Bu bir dönüşüm, bir cesaret hikâyesi. Bu Mavi Sürgün, Cevat Şakir’in Halikarnas Balıkçısı’na dönüştüğü yerde bitiyor. Yetkin’in Feryal’in haber yok ama 7-8 sene önce bir şeyler yazıp onları da içine yerleştirmişim. Sadece klarnetli, flütlü, daha akustikmiş ilk yazdığım. Yani dans dışında hepsi planlanmıştı sanki… Burada farklı disiplinleri doğru yere yerleştirip bir bütünlük sağlamak, doğru kaynağı yapmak önemliydi. Ne müzik, ne dans, ne şarkı, ne anlatım, ne görsel… Sonuçta bir bütün konuşulur umarım. Kabaağaçlı’nın tasvirleri çok güçlü, fotoğraf yazarmış gibi yazıyor… O da disiplinler arası bir şey yapıyor.”

Beyti Engin, Tuluğ Tırpan, Feryal Öney ve oturan Yetkin Dikinciler.

SÜRGÜNÜNE MAVİ DEMEK

Eseri görmeden, hissetmeden, dinlemeden anlamaya ve anlatmaya çalışacağım, o yüzden de ısrarla pek çok farklı disiplini bir araya getiren bu Mavi Sürgün’ün ‘nasıl bir şey’ olacağını soruyorum ısrarla…
Ebru ile dans, sözle müzik nasıl bir kurguyla bir araya gelecek?
Burada etkileyici ses ve ifadesiyle Mavi Sürgün’ün de anlatıcısı olan Yetkin Dikinciler alıyor sözü:
“Naçizane… Sevişmeyi tarif etmeye çalışmak gibi olur tarif etmeye çalışmak… Ne kadar tarif edebilirim ki; o zevki alamazsınız, sevişmeniz lazım. O gündür, o andır, o buluşmadır. Dolayısıyla verilecek tüm ipuçları, disiplinlerden gelecek bütün tüm yanıtlar sadece ipin uçları olarak kalır; ipin kendisi değildir. Ben de merak ettiğim için heyecan duyuyorum. Bir şeyi anlamanın en iyi yollarından biri anlatmaktır. Ben daha iyi anlatmak için orada olacağım o gece. Peki ben neyi anlatacağım, bunun da hisleri var. Bizim yaşam rehberimiz Cevat Şakir. Onun dediği gibi, ‘Sürgünü yaşamış, ama sürgününe mavi demiş bir insanın hikâyesini’ anlatıyor olacağız. Belki de, seyredenler ya da eseri sahneye koyan bizler de, kendi yaşadığımız dertlere, sorunlara, acılara bir renkle karşılık bulacağız o gece.”

‘KİTABI OKURKEN DUYUYORSUN’

Öyle görülüyor ki, eser şu an için sadece bir gece sergilecek. “Evet bir prömiyer olarak tasarlandı. Burada doğacak. Ama Bodrum’da da olsa güzel olur” diyor usta vokal Feryal Öney.
Tuluğ Bey de “İş Sanat ‘Burada ilk defa kokusunu bizim de alabileceğimiz bir iş olsun’ dedi, belki de risk alıyorlar. Tabii biz de isteriz daha fazla paylaşmak. Ama önce burada bir doğsun. İlk geceler akılda kalır” diye ekliyor.
Projeye nasıl dahil olduğunu soruyorum, şöyle yanıt veriyor Feryal Hanım: “Tuluğ bana ‘Kitabı yeniden oku. Kitap sana nerelerde müzik girmesi gerektiğini gösterecek’ dedi. Gerçekten de öyle oldu. Mavi Sürgün’ün çok müzikal bir dili var, sahiden ihtiyaç olmuş o müziğe… ‘Orada öyle bir şey girmeli, burada böyle bir müzik olmalı’ diye okuyor insan. Tasvirler öyle iyi ki. Duyuyorsun… Denizin sesini, bir kadının türküsünü… Kendimi içinde hissettim.”

‘İŞTE O BÖLÜMÜ BİR İSTANBUL TANGOSU OLARAK TASARLADIM BEN’

“Belki yetenekli birer müzik insanı olduğunuz için o kadar iyi duyuyorsunuzdur” diyorum. Üzerine sevdiğim bir bölümden örnek vermişken Tuluğ Bey hemen heyecanla cümleye giriyor: “İşte! İşte senin sevdiğin, trende kızla genç adamın karşılaşmaları ve bakışmaları üzerine olan bölümü ben tamamıyla anlattım. O sahnede eski bir İstanbul tangosu anlattım ben”. Merak ediyorum, etkileyici.
Son sözü de rejisör Beyti Engin söylüyor: “Herkesin ayrı ayrı kendi sanatıyla içinde yer aldığı bir bütünlükle insanlara hitap edip, bu sürgünden yola çıkarak, çok kişinin kendi sürgününün farkına varmasını ve o farkındalıkla da çok daha fazla kişinin kendini dönüştürmesini amaçlıyoruz.”

* Bu yazı, Bir cesaret hikâyesi: ‘Mavi Sürgün’, başlığıyla 22 Şubat 2019 tarihinde Hürriyet Kitap Sanat’ta yayımlanmıştır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.