Anne olunca anlarsın…

Gazete yazıları, Hayata Dair, İlişkiler, Portre, Sosyal psikoloji

Annemle babamın dışarı çıktığı akşamlar değişmezdi… Kardeşimle geç saate kadar televizyon izler, koltuklarda zıplar, birbirimizin saçını bile keser, her yeri karıştırır, mutfağı dağıtır, yorulunca da soluğu annemle babamın yatağında alırdık…Yaramazlıklar değişir, yataktaki ritüelimiz değişmezdi.

Anne-babamın bir fotoğraflarını elimize alıp girerdik yorganın altına. (Ve sanırım sesi daha güzel olduğu için) Aslı, annemin fotoğrafını okşaya okşaya söylemeye başlardı şarkıyı:
“Küçücükken başucumda bana ninniiii söylerdin
Sabahları uyanınca beni okşar severdin…
Canım annem güzel annem (Aslı’nın sesi titremeye başlar), beni al kollarına…”
Tam burada ‘kopar’, ağlamaya başlar, (neden bilmem) “Acaba başlarına bir şey gelir mi?” diye endişelenir, türlü türlü senaryolar yazar, onların yokluğunun başımıza getirecekleri zihnimize getirir zırlaya zırlaya uykuya dalardık…
Çocuklarını, fotoğraflarına sarılmış halde uyurken bulan Jülide ile Erol her daim buna güler, onları öpe öpe yataklarına yatırırdı.

İKİ CÜMLEYLE NAKAVT!

İnsan o günlere 30’lu yaşlarından bakınca komik geliyor.
Ama o gün nasılsa, bugün de beni en çok ağlatan şey bir şekilde annemin sözü ya da onların özlemi oluyor.
Geçenlerde bir kitabın arasından kayıverdi… Bir dergide kırmızı boş bir alan görmüş, onu kalp şeklinde kesmiş, üzerine şunları yazmış annem:
“Bebeğim, sen her geçen gün büyüyorsun ve hayat, seni sürekli kendini ispatlamaya çağırıyor.
Oysa ben, seni ilk taşıdığım günden beri kıymetini biliyorum ve seni tarifsiz seviyorum. Nice yıllara bir tanem. Annen Jüli…”

İSPATLAMAYA ÇALIŞTIĞIM SENSİN

“Hayat seni sürekli kendini ispatlamaya çağırıyor” satırlarının annemden çıkması bana öyle ironik geliyor ki…
Sanırım, belki hemen her dediğinin aksini yaptığımdan, belki çok dik başlı davrandığımdan, bilmiyor, ama şu hayatta beni bir şeyler ispatlamaya çağıran ya da benim bir şeyler ispatlamaya çalıştığım yegâne kişi her daim annem oluyor.
Üstelik bunun için baskı kurması da gerekmiyor; beni sevmesi yetiyor!

HEM KÜSER, HEM SEVER

Annem hemen hemen hiçbir kararımı ya da tek bir yazımı beğenmiyor…
1 yıl başka ülkede kalmak isteyip gittim diye 3 ay küs kalıp, ‘Çıplaklar restoranı açılıyor; yer ayırttım, 10.463’üncüyüm’ başlığını attım diye 2 gün konuşmayabiliyor!
Sonra bir okuyucu sana “Merhaba Nilay Hanım. Bugün ilginç bir şey oldu. Vapurda köşenizi okudum, sonra uçmasın diye gazetenin üzerine oturdum. Karşımda anneniz oturuyormuş. Beni kaldırdı, fotoğrafınızın olduğu yeri yırttı ‘Kızım’ diyerek çantasına koydu. Çok şekerdi” yazan bir e-mail atıp gözlerimi yaşartabiliyor.

julikeyifte

SENİ UZAKTAN SEVMEK…

Annem bu; domates tartan pazarcıya “Bu kız tüm okulları birincilikle bitirdi” diye anlatmaya başlıyor. Ben onu her sevdiğimi söylemeye kalktığımda, fırsat buluyor ya, bütün istek ve tüm kusurlarımı kusuyor.
Oysa kızı onu özlüyor. Nilay ara ara annesini cam önü çiçekleriyle konuşurken, hediye alma bahanesiyle oyuncakçıya girip her şeyle oynarken, mutfakta yalan yanlış sözlerle şarkılar söylerken izleyip gülüyor…
Ya da annesinin, Ferhat Göçer’in “Cennet” şarkısını 12 bininci kere de dinler, her defasında “Baban, bu şarkı sana derdi”, deyişinden sıkılıyor gibi görünse de aslında Nilay’ın da gözleri dolabiliyor.
Ya da Nilay, yol ortasında kendisine “Çok fit görünüyorsunuz. Hangi sporu yapıyorsunuz?” diye soran televizyon sunucusuna “Pasif cimnastik” yanıtını verip sonra da “O da ne ya… Nasıl yapılır ki?” diyerek kendisiyle birlikte, kameramanı bile gülme krizine sokan annesine hayran olabiliyor…

Jülidem; "Ya iyi görünmüyorum çekme" anlarından biri...
Jülidem; “Ya iyi görünmüyorum çekme” anlarından biri…

‘GÖRÜRSÜN SEN’ KIVAMINDA

“Kendine alıştırdığın, emek harcadığın şeyden sonsuza dek sorumlu olursun” diyor ya Küçük Prens…
Anne bu, sen yüksek bir tramplende yürürken aşağıdaki koca yastık gibi…
Yükseklere çıkabilirsin, incecik ipler üzerinde birileriyle ya da yalnız yürüyebilirsin ama düştüğünde aşağıda pamuk annenin seni beklediğini bilirsin…
Sık sık; daha çok kırgın olduğunda, ‘görürsün sen’ kıvamında “Anne olunca anlarsın” diyorsun ya.
Günümüz annelerini pek anlamıyorum, anne olsam seni daha iyi anlar mıydım; onu da bilmiyorum.
Anneler Günü’nün hemen ‘dibi’, çoğu zaman da ta kendisi 9 Mayıs senin de yaş günün ya.
O yüzden bu sene de, aynı satırları yazıyorum.
Anne, kusura bakma yüzüne söylenmiyor: Her ne kadar endişe etsen de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmiyorsun ve ben, beni kucağına aldığın, benim de hastane odasında yüzünü yaladığım o günden beri seni tarifsiz seviyorum…
Kızın Nilay…

 

 

  • Bu yazı Nilay Örnek’in Sözcü Gazetesi’ndeki köşesinde 7 mayıs 2016 tarihinde yayınlanmıştır.